Posts Tagged ‘vajinismus tedavisi’

Vajinismus ve Vajinismus Tedavisi

Perşembe, Haziran 4th, 2009

http://www.drkamilecan.com olarak 1.5 yaşına girmiş bulunmaktayız. Kişisel işlerim ve de işimden dolayı site ile ilgilenmek konusunda sıkıntılar yaşadım. Bir internet sitesinden önce kişilerin sağlık sorunları daha önem arzetmekte.

Şuan vajinismus sorunları ve vajinismus tedavisi için güncel gelişmeleri takip etmeye ve sorun yaşayan kişilere yardım etmeye devam ediyorum.

Eğer sizin de bir sorununuz var ise 05052318513 nolu numaradan bana her an ulaşabilirsiniz.

Dr. Kamile Can

Vajinismus ve Psikanalitik Yaklaşım

Salı, Mart 3rd, 2009

Psikanaliz Sigmund Freud’un çalışmaları üzerine kurulmuş bir psikolojik kuramlar ve yöntemler ailesidir. Bir psikoterapi tekniği olarak psikanaliz, vajinismus hastalarının zihinsel süreçlerinin bilinçdışı unsurları arasındaki bağlantıları ortaya çıkarmaya çalışır. Analistin amacı vajinismus hastasının transferansın sorgulanmamış ya da bilinçdışı engellerinden, yani artık işe yaramayan ve özgürlüğü kısıtlayan eski ilişki kalıplarından, serbest kalmasına yardım etmektir.

Psikodinamik ve psikanalitik yönelimli psikoterapi ile birlikte cinsel terapinin uygulanması, cinsel işlev bozukluklarına eşlik eden psikopatolojisi olan vajinismus hastalarının tedavisinde kullanılabilecek en etkin yöntemlerden biridir. Bu tedavi yöntemi, azalmış cinsel istek,işlev bozukluğu olan hastalar için uygundur. İç görü-yönelimli terapi, sıklıkla vajinismus sorununun kökünde yatan intrapsişik çatışmalar ya da bireyler arası ilişkilerdeki sorunlarla başa çıkmada danışana yardımcı olur.

Psikodinamik yaklaşım bir ruhsal sorun karşısında öncelikle bu sorunun anlamını kavramayı hedefler. Dolayısıyla da vajinismusu anlamak için sormamız gereken soru, cinsel birleşme girişimlerine vajinal kasların neden spazmla yanıt verdikleridir.

Fenichel, vajinismusu katıksız bir ketlenme olmaktan çok, pozitif bir konversiyon olarak tanımlamaktadır. Bu nedenle bilinçdışı bir arzuyu belirttiğini söyler. Fenichel’e göre bu arzu penisten vazgeçmeme veya onu koruma arzusudur. Başka bir deyişle vajinismus, kadınsı kastrasyon karmaşasının öç alma tipinin bir anlatımı olabilir veya anal bir penis özlemini belirtebilir. Abraham ise bilinçdışı arzunun erkeğin cinsel arzusunu engellemek veya kendi kastrasyonunu veya penisinin olmamasını inkar etmek ve erkeği kastre etmek olduğunu belirtmiştir.

Ancak başka dinamik nedenler de söz konusu olabilir. Klinik deneyimler vajinismusun daha çok vücudun içine ve dolayısıyla benliğin sınırlarına girilmesine karşı bir savunma olarak ortaya çıktığını düşündürmektedir. Bilinçdışı savunma saldırgan ve tehditkar olarak algılanan erkeğin vücuduyla birleşmeyi reddetmektir. Erkeğin saldırgan olarak algılanışına ek olarak cinselliğin kirli ve kötü bir şey olarak algılanması da birleşmeye karşı bir direnç gelişmesine zemin hazırlamaktadır.

Vajinismuslu kadınlar çocukluk ve gençlik yıllarında ailelerinin iyi kızları olarak uyum göstermiş kişilerdir. Kurallara uyan, kızgınlıklarını dışarı vurmayan sürekli bir kabul ihtiyacı içinde olan kadınlardır. Bu kadınlar agresif, otoriter ve baskıcı olan babalarının tersi özellikleri olan eş/sevgili seçme eğilimindedirler.

Vajinismuslu kadınlar ilişkiyi şiddet veya invazyon olarak gördüklerinden, semptomun anlamı da şiddete karşı önlem almak demektir. Birçok araştırmada gösterildiği gibi vajinismusluların çoğu ya gerçekten fiziksel şiddete maruz kalmış ya da şahit olmuş kimselerdir.

Malleson, vajinismuslu kadınların erken cinsel travma veya bedensel travmaları olduğunu iddia etmiştir. Sullivan vajinismuslu kadınların çoğunun tehditkar ve agresif babayla büyüdüğünü ileri sürmüştür. Silverstein’in incelediği 22 kişilik vajinismuslunun, neredeyse tümünün ahlaki ve cinsel olarak baskı uygulayan babalarının olduğu görülmüştür. Silverstein’e göre bu babalar aynı zamanda kızlarına karşı sedüktiftiler.

Vajinismus bir semptomdur. Bu semptom, kapanma, kendini koruma, uzak durma, barikat kurma ve sınır koymak ile ilgili savunma ihtiyaçlarının bir ifadesidir. Vajinismus, korkulan acıya, beklenen şiddete ve sınırlarına girilmesine karşı kadını korur. Semptom bütünlüğünü ve bağımsızlığını koruma, devam ettirme isteğini gösterir. Çoğu vakada şiddet algısı, geçmişte yaşanmış gerçek bir şiddet öyküsünün ve bir saldırganın (babanın) temsilcisi olan partnere yönelik pasif öfkeye bağlıdır. Partnerler de kendi geçmişleriyle ilgili sebepler nedeniyle yansıtmalı özdeşimin içine girer ve kendi cinselliklerini agresif bulurlar.

Bu kadınların babalarının zıt karakterindeki partnerler seçmeleri babalarıyla olan içselleştirilmiş obje ilişkilerine dayanır. Tehditkar olarak algılanan kocaya yansıtılan agresyonun nedeni de gene introjekte edilmiş baba imgesidir. Vajinismuslu kocaları pasif, bağımlı, aşırı korumacı, dikkatli ve kendi agresyon ve agresif cinselliklerinden korkan kişilerdir. Bunlar “iyi çocuklardır. Bazılarında Madona/fahişe sendromu vardır:(seks fahişeler içindir, bir eş ise saf, tatlı ve masumdur). Bunlar babalarından farklı olarak güvenli, nazik, saygılı oldukları için seçilmiştir. Kendi cinselliği konusunda daha güvenli ve daha agresif erkekleri seçen kadınların nadiren vajinismus terapisine ihtiyaçları olur.

Bu kadınlar babalarının (veya abilerinin) beklenmedik biçimde odalarına girmesinden korkarlar. Kilide izin verilmediği için “kapıya” “barikat” kurarlar. Babalarını canları istediği zaman zorla içeriye girmeye hakları olduğunu düşünen biri olarak algılarlar. Korku ve tehdit altındaki kadın bu semptomla, erkeği uzakta tutmayı, bedeninin kontrolünü elinde bulundurmayı ve kendiliğinin bütünlüğünü devam ettirmeyi sağlamış olur. Dolayısıyla semptom barikatın sembolik bir ifadesidir.

Sonuçta eğilimi artıran bir çok faktör bir araya gelerek vajinismus semptomunu ortaya çıkarır ve devam ettirir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

1- Erken yaştan itibaren erkeklerin (babanın) güvenilmez ve tehditkar kimseler olarak algılanması,

2- Kadınların (annenin) zayıf ve çaresiz, erkeklerin baskın olarak algılanması,

3- Cinsel ilişkinin kötü ve acı veren bir şey olduğu, fakat erkeklerin bunu istediği ve kadının da buna katlanması gerektiği şeklindeki inancın erken yaştan itibaren yerleşmesi,

4- Vücudun içine giren şeylerin acı verici ve bunların şiddet olarak algılanması,

Bu kadınların öfkelerini ifade edemedikleri; uyumlu ve kabul gereksinimi içinde oldukları, çeşitli korkularının bulunduğu, şiddet içerikli rüyalar gördükleri ve bunlara karşın çoğunun orgazmik olduğu görülmektedir.

Babalarının baskın ve tehditkar, annelerinin seksten hoşlanmayan, seksi görev gibi yapan kadınlar olduğu, anne-baba ilişkisinin de fiili şiddet, sık çatışma ile karekterize olduğu görülmektedir.

Vajinismuslu kadınların sıklıkla çeşitli fobileri olur veya olmuştur. Bu kadınlar annelerini, kendisini ve çocuklarını koruyamayacak kadar etkisiz, çaresiz ve bağımlı olarak değerlendirirler. Anneleri genellikle babalarının baskınlığına karşı mücadele vermiş fakat başarılı olamamıştır. İlişkide bulunmak bu tarzda algılanan zavallı anneyle özdeşleşmeyi ifade eder.Baba kız ilişkisinde ise aşırı koruyucu, sedüktif, sınırları belirsiz bir ilişki olduğu dikkati çekmektedir.

5- Korku ve öfkenin bastırılması ve süprese edilmesi; bunların ifade edilmesinin tolere edilemez olduğunun düşünülmesi. Duygusal ve fiziksel olarak açık olmanın tehdit edici ve güvenilmez olduğunun düşünülmesi.

6- İlk denemelerde acı yaşanması.

“Doç. Dr. Doğan Şahin “Sık Görülen İki Cinsel İşlev Bozukluğu: Vajinismus ve Erken Boşalmada Değerlendirme, Tanı ve Tedavileri adlı kitaptan alınmıştır.?

Vajinismusta Hatalı ve Yanlış Tedaviler

Cuma, Ocak 2nd, 2009

Yukarıda ayrıntılı olarak anlattığım, vajinadaki istem dışı kasılmaların aşamalı egzersizlerle ortadan kaldırılması ve rahatsızlığa yol açan psikolojik etkenlerin çözümlenmesi üzerine kurulu tedavi yaklaşımının yanında, tedavi adına yapılan hatalı uygulamalar da sıktır. Hatta absürdlük düzeyine vardığını düşündüğüm bazıları ise daha da kötü travmalara yol açabiliyor. İşte birkaç örnek:

1-Hymenektomi yani kızlık zarının ameliyatla alınması: Vajinismusun kızlık zarıyla bir ilişkisi yoktur. Kızlık zarının alınması var olan sorunu çözmez. Fakat meslek hayatım boyunca bir kez karşılaştığım ve çok nadir görülen bir durum olan kızlık zarının kalın olması gibi zar anormalliğine bağlı ağrı, acı veya kanama nedeniyle vajinismus gelişmiş ise, cerrahi bir yöntemle bu zarın kesilmesi yapılabilir.

2-Genel anestezi altında cinsel birleşme: Bilindiği üzere genel anestezi sırasında vajinal kaslar gevşediğinden cinsel birleşmeye olanak vermeyen vajinal kasılmalar olmaz ve ilişki gerçekleştirilebilir. Ancak bu durum çözüm olmaz ve sonraki cinsel birleşmelerde aynı sorun yaşanır. Ayrıca çiftlerden birinin uyuşturulması, kendini bilmeden ilişkiye zorlanması, tıp etiğine, ahlaki yapımıza ve hatta çağdaş insana yakışmayan bir durumdur. Çünkü sevişmede ve cinsel ilişkide karşılıklı haz esasken bu durum bir nevi tecavüzdür.

3-Vajinaya botoks uygulanması: Vajina ve çevresine kontrollü botoks enjeksiyonu yapılarak kasılmanın önüne geçilebildiğinin iddia edildiği bu tedavi yöntemi henüz gelişim aşamasındadır. Botoks vajina kaslarını geçici olarak felç eder ve  böylelikle cinsel birleşme sağlanabilir. Ama kadının ağrıyacak, acıyacak, kanayacak vb. korkuları, cinsel birleşmeye karşı bilinçdışı direnci, geçmiş travmalarının etkileri olduğu gibi kalır. Bu durumda botoksun felç edici etkisine rağmen vajinismus devam edebilir veya botoks geçici olarak işe yarasa bile etkisi geçtiğinde vajinismus tekrar ortaya çıkabilir.

4-Lokal uyuşturucu kremler ve pomadların ilişki öncesi vajinaya sürülerek kullanılması: Kadınların bilinçdışı korkularını ortadan kaldırmadığı için yararsızdır.

5-Kadının cinsel ilişki öncesi alkol alması: Alkolün hafif alınması vajinismusa yol açan faktörleri ortadan kaldırmadığından ve fazla alınması ise sarhoşluk yaparak kişinin bilincini kaybetmesine yol açtığından yararsızdır.

-Cinsel ilişki öncesi sakinleştirici ve kas gevşetici ilaçların birlikte kullanılması: Bu tür ilaçlar yararsızdır ve üstelik bazıları cinsel isteği azalttığı için cinsel ilişiki öncesi alınmaları normalde de tavsiye edilmez.

6-İlişki öncesi vajinaya buhar tutulması, sıcak su banyosu, lokal uyuşturucu krem veya pomat, ağrı kesici, sakinleştirici ve sıkıntı giderici ilaçların birlikte kullanımı: Sadece cinsel birleşme korkusu yaşayan ve vajinal kasılmaları olmayan kişilerde bazen işe yarayan veya geçici çözüm olabilen bu yöntem vajinismusta yararsızdır.

7-Muayenehanede Gerdek: Vajinusmusun Türkiyede pek çok evliliğin sona ermesine neden oldu ve maalesef bu konu çok istismar edildi. Hastalara iyileşeceksiniz denilerek olmadık şeyler önerilemez. Cinsel eğitim,cinsel danışmanlık ve cinsel sorunların tedavisi alanında çalışan farklı disiplinlerden gelen profesyonelleri bir arada tutmayı ilke edinmiş bir doktor olarak amaçlarımızdan biri de cinsel tedavilerin etik ilkelerinin oluşturulması ve istismarın önlenmesidir. Cinsel sağlık bilimi ile ilgilenenlerin yaptıkları mesleki uygulamaları için standartlar öneriyoruz, cinsel terapistin ve  hastanın haklarını korumayı amaçlıyoruz. Çünkü etik kurallar, cinsel eğitim, danışmanlık, cinsel terapi ve cinsellik araştırma koşulları için gereklidir. Tüm üyelerimizden ve cinsel sağlık bilimi ile ilgilenenlerden etik kurallara her zaman uymalarını istiyor ve bekliyoruz. Bu nedenle tek seansta, kadına sakinleştirici, kas gevşetici ve ağrı giderici ilaçlar, kayganlaştırıcı ve lokal uyuşturucu kremler ve pomadlar verdikten sonra, hekimin telkinlerle çifti kendi muayenesinde, hatta gözetimi altında cinsel ilişkiye zorlaması benim tarafımdan Türk örf ve adetlerine uygun bulunmadığı ve tıbbi etik ihlal edildiği için kınanmış bir tedavidir. Avrupa Birliğinin bazı ülkelerinde ve ABDde doktorun gözü önünde cinsel ilişkiye girme ve sorunları yerinde tespit ederek çözmeyi içeren tedavileri uygulayan özel merkezler var, ama batı ile bir kültür ve anlayış farkımız var. Burası Türkiye. Türk hekimleri olarak kendi toplumsal yapımıza, örf ve adetlerimize uygun tedavi yöntemlerini tercih etmeliyiz. Aksi durumlarda tedaviye muhtaç insanlarımız, cinsel sağlık bilimi  ve bu tedavileri uygulayan profesyoneller  zarar görebilir. Çünkü Cinsel Haklar Bildirgesine göre; cinsellik her insanın kişiliğinin ayrılmaz bir parçası olan mahremiyet, duygusal ifade gibi temel insan ihtiyaçlarının doyumuna bağlıdır. Cinsel haklar özgürlüğe, onura ve her bir insanoğlunun eşitliğine dayalı evrensel insan haklarıdır. Cinsel haklar tanınmalı, teşvik edilmeli, saygı gösterilmeli ve toplumlar tarafından savunulmalıdır. Cinsel sağlık bilimi bu cinsel hakların tanındığı, saygı duyulduğu ve uygulandığı ortamlarda mümkündür. Her çeşit cinsel zorlama ve istismar cinsel özgürlüğün dışındadır. Cinsel mahremiyet hakkı, başkalarının cinsel haklarına müdahale edilmediği sürece cinsel yakınlaşma konusunda bireysel karar verme ve davranma hakkını içerir. Son olarak cinsel bilginin bilimsel açıdan etik araştırmalar sonucu elde edilmiş olması ve bütün sosyal seviyelerdeki kişilere uygun şekilde yayılması gerektiğini ifade eden bilimsel araştırmaya dayalı cinsel bilgi edinme hakkı asla muayenehanede cinsel ilişkiye teşvik olarak değerlendirilmemelidir.

8-Tek Seanslık Tedaviler
Vajinismusta çiftler bu sorunu çözmeye tam olarak hazırsa, erken bir başvuru varsa ve derinlerde yatan ciddi bir patoloji yoksa, sorun �cinsel bilgilendirme ve danışma� ile kolaylıkla çözülebilir. Ama tek seanslık bir tedavide sorunu çözmek adına kadınlara kas gevşetici ve ağrı kesici ilaçlar, lokal uyuşturucu kremler verme, sıcak suda oturtma, vajene buhar tutma kadının var olan korkularını daha da arttırır. Çünkü kadının çok ağrıyacak, canım yanacak, çok kanayacak, zar patlayacak, zar yırtılacak� vb. korkularına,  evet ağrıyacak ama biz ağrımaması için gerekli ilaçları size verdik türünden telkin edici yaklaşımlar çok doğru değildir, hastayı üzmek ve korkutmaktan başka bir şeye yaramaz. Bu nedenle tek seanslık tedavileri tavsiye etmiyorum.

Cinsel Terapist Helen Singer KAPLANın Resimli Cinsel Tedavi Kılavuzu adlı kitabının ikinci baskısında vajinismusun tedavisi aşağıda anlatılmıştır: “Tedavi temel olarak koşullandırılmış vajinal tepkinin ortadan kaldırılmasından oluşur. Bu işlem, gevşemiş ve sakin koşullar altında, vajinal girişe kademeli olarak boyutu büyüyen nesnelerin yerleştirilmesi ile gerçekleştirilir. Hasta, fallus boyutunda bir nesneyi tolere edebildiğinde tedavi olmuş demektir. Bu inanılmaz derecede basit tedavi planı birçok vajinismik kadının vajinalarını kapatan basit koşullandırılmış bir refleks göstermemesidir. Bu kadınlar genellikle aynı zamanda cinsel ilişki ve penetrasyon konusunda fobiktir. Tedavinin koşullandırmanın giderilmesi bölümü başlamadan önce fobik kaçınmanın ortadan kaldırılması gerekir. Fobik olarak cinsel ilişkiden kaçınma halinin yönetilmesi için çeşitli teknikler vardır. Bunlar, mantıksız korkunun altında yatan bilinçsiz unsurların analitik bir şekilde yorumlanması, destek ve güven tazelemesi ve korku duyguları ile baş başa kalmak konusunda cesaretlendirme ve bu duygulara karşın penetrasyon girişiminde bulunma; ve sistematik olarak hassasiyetin giderilmesi ve hipnoz gibi davranışsal tekniklerdir. Genellikle analitik ve destekleyici yöntemlerin bir bileşimini uygularım. Vajinismusun oluşmasına neden olan orijinal kaynağı veya travmayı araştırmaya çalışır ve buna verilen duygusal tepkiyi ele alırım. Hızlı bir şekilde bu oluşumun ötesine geçerim ve sorunun burada ve şimdi görülen yıkıcı etkilerini incelerim ve hastanın bunun üstesinden gelmek amaçlı yapıcı ve rasyonel çabalarını desteklerim. Bununla birlikte, başkaları daha keskin davranışsal yaklaşımlar kullanmışlardır ve bunlar iyi sonuçlar vermiştir.
İn vivo hassasiyet giderme veya penetrasyon yalnızca kadının vajinal penetrasyon konusundaki fobik kaçınması ortadan kaldırıldıktan ve cinsel ilişki ile ilgili karmaşıklıkları, prosedür hakkında nispeten çatışmasız hale gelmesini sağlayacak kadar çözüldükten sonra başlatılmalıdır. Klinisyenler koşullandırmanın giderilmesi amacıyla vajinaya sokulacak çeşitli nesneler kullanırlar. Bazıları kademeli cam kateterlerin kullanımını önerirken diğerleri kauçuk, başkaları da tampon kullanmaktadır. Nesnenin doğasının ne olduğu koşullandırma amacı açısından önemli değildir. Ben, hastalar için duygusal olarak en kabul edilebilir yöntem olduğunu gördüğümden ve suni nesnelere göre terapatik dirençleri mobilize etmesi daha az muhtemel olduğundan, hastanın ve kocasının parmağını kullanırım.

Prosedür
Hastaya yalnız başınayken bir ayna kullanarak vajinal girişini gözlemlemesi söylenir. İşaret parmağını vajinal girişe koyması ve parmak ucunun vajinal girişe sokulmasının ne hissettirdiğini görmesi istenir. Bu duygular ve bunların anlamları daha sonraki terapi seansında güven tazeleyici bir biçimde araştırılır. Buna ek olarak, hastanın bu süre içerisinde sahip olduğu herhangi bir hayal ve fantezi sıklıkla bilinçsiz güçlerin ortaya çıkartılmasında ve çözülmesinde yardımcı olur, bunlar bazı durumlarda koşullandırılmış refleksin ortadan kaldırılmasına hizmet eder. Hasta parmak ucunu sokabildiğinde, bir sonraki sefere tüm parmağını sokması söylenir. Daha sonra iki parmağını. Bazı durumlarda daha sonra kaplamasını çıkarmadan bir tamponu vajinal girişine sokması ve saatler boyunca tamamen rahatsız hissedinceye dek onu orada bırakması söylenir. Terapist koşullandırmanın giderilmesi işlemini hastayı, vajinasına bir nesne soktuğunda rahatsız edici bir anksiyete ve sıkılık hissedebileceği ancak acı hissetmeyeceği yolunda uyararak kolaylaştırabilir. Ancak ne anksiyete ne de gerginlik artacaktır. Aksine, bu duygulara bir süre tolerans gösterebilmesi halinde, bu duygular kaybolacak ve kısa zamanda penetrasyon sırasında mükemmel şekilde rahat olacaktır. Kadın parmaklarının ve / veya tamponun girişine rahat bir şekilde tolerans gösterebildikten sonra, koca prosedüre dahil edilir. Kocadan karısının vajinal açıklığını tam ışıkta incelemesi istenir. Daha sonra kadının kendi üzerinde daha önce gerçekleştirmiş olduğu prosedürü koca gerçekleştirir. Önce parmak ucunu vajinal girişine sokar. Daha sonra, kadın elini kontrol eder ve yol gösterirken, koca tüm parmağını vajinaya sokar. Başlangıçta parmağı vajina içerisinde hareketsiz tutar. Daha sonra nazikçe içeri dışarı hareket ettirir. Bunu iki parmakla yapar. Tüm bu süre içerisinde kadına penisle penetrasyon için bir girişimde bulunulmayacağının garantisi verilir. Kocanın vajinal oyun sırasında uyarılması halinde, çifte, erkeğin ekstravajinal olarak orgazm olmasını sağlayacak cinsel faaliyetlerde bulunmaları söylenir.

İlk penis penetrasyonu önemlidir. Çift bu konuda önceden anlaşır. Koca erekte olmuş penisini kayganlaştırır ve kadın kendisine kılavuzluk ederken penetrasyon gerçekleşir. Koca penisini vajina içerisinde birkaç dakika boyunca hareketsiz tutar, daha sonra geri çeker. Çift bu zamanda ekstravajinal cinsel oyunları tercih edebilir veya etmeyebilir.
İlk penetrasyon sonrasında, nazik ileri geri hareket ve daha sonra erkeğe doğru ileri geri hareket gerçekleştirilir ve genellikle bunun ardından hızlı bir şekilde orgazm gelir.

Reaksiyonlar
Bazı kadınlar için hassasiyetin giderilmesi nispeten kolay bir prosedürken diğerleri son derece kaygılı olurlar. Anksiyete genellikle beklenir, genelde penis penetrasyonundan hemen önce görülür. Penetrasyon gerçekleştikten sonra, genelde anksiyetede önemli bir azalma olur. Spastik vajinal tepki koşullandırmasının giderilmesi yoluyla gerçekleştirilen tedavinin olumlu sonucu evrenseldir, ancak çiftin tedavi sürecini tamamlaması gerekir. Bununla birlikte, çiftin penetrasyonun mümkün hale gelmesi sonrasındaki cinsel fonksiyonları açısından, sonuçlar büyük değişiklikler göstermektedir. Birçok vajinismik kadının genellikle oldukça tepkisel ve aynı zamanda klitoral uyarı ile kolayca orgazma ulaşabilir olması bir sürpriz olarak ortaya çıkmaktadır. Birçok kadın bu iyi tepkiye ilişkiye girebildikten sonra da devam eder. Hatta bazıları hızlı bir şekilde cinsel birleşme ile orgazm olabilmektedir. Bunlar için tedavi sona erdirilebilir. Diğer durumlarda, vajinismusun başarılı tedavisi kadında başka cinsel sorunların ve/veya kocada ereksiyon ve/veya boşalma bozukluklarının ortaya çıkmasına neden olur. Durum buysa, çift iyi bir cinsel fonksiyon yaşamadan önce başka tedavilere ihtiyaç duyulur.”

Vajinismusun Temel Belirtileri

Cuma, Ocak 2nd, 2009

O an geldiğinde kişi panik atak benzeri bir durum yaşar. Eşini iter, kasılır. Korkar, bilinci açık olsa da kontrolünü yitirir, kontrol bilinçdışının eline geçer. Kişi bilinçdışı tarafından negatif bir hipnoz transı haline getirilir. Endişe, korku, kaygı duyar. Kişi zamanla aşağıdaki duygu ve düşüncelere kapılabilir:
-Duygusal tatminde azalma,
-”Herkesin bu kadar kolay yaptığı bir şeyi ben nasıl yapamıyorum?” şeklinde suçluluk,
-Utanç duyma,
-Kendinden nefret etme,
-Hayal kırıklığı hissi,
-Aile büyüklerinin veya yakınlarının “Ne zaman çocuk sahibi olacaksınız?” soruları nedeniyle duyulan korku,
-Zamanla meydana gelen cinsel isteksizlik vb.

Vajinismus Tedavisinde Dikkat Edilmesi Gereken Konular

Cuma, Ocak 2nd, 2009

Vajinismus Tedavisinde Dikkat Edilmesi Gereken Konular

-Tedavi mutlaka eşle beraber olmalıdır.
-Vajinismusun fiziksel bir nedeni olabilir ve bu nedenle kadının mutlaka cinsel terapi öncesi bir kadın doğum uzmanına görünmesi gerekir.
-Deneyip de başarısızlıkla sonuçlanan her tedavi girişimi çifti dipsiz bir kuyuya doğru sürükler, umutlarını kırar, tedaviyi güçleştirir.
-Tedavinin sonlarına doğru eşlerin arası açılmaya başlar ve sık sık kavga etmeye başlarlar.
-Hasta çift yaklaşık 10-12 seans sonrasında sağlıklı bir cinsel hayata kavuşabiliyor. Tedavi süresinin uzunluğu ise genellikle 3 hafta ile 3 ay arasında sürüyor.
-Vajinismusu mekanik olarak çözmek yetmez. Çifte sağlıklı ve mutlu bir cinsel hayat sunmak için tedavide iki aşama izlenir. 1. aşamada cinsel birleşmenin olmasını hedefleriz. 2. aşamada ise cinsel ilişkiden zevk alma ve orgazm olma teknikleri öğretilir.
-Vajinismuslu hastaların yüzde 10 ile 15′i çok kolay tedavi edilir. Bu hastaların uyuşturucu krem veya pomat sıkılmış su ile oturma banyosu, belli pozisyonlar ve egzersizler ile bir veya iki seansta tedavi olabilirler.

Vajinismus Tedavisini Yapacak Olan Hekimde Olması Gerekenler

-Vajinismus konusunda bol vaka tecrübesi olmalı,
-İlgili, şevkatli ve anlayışlı olmalı,
-Ukala olmamalı

,-Hekim çifti yanında rahat hissettirmeli vb.

Vajinismuslu Kadınların Ortak Özellikleri

Cuma, Ocak 2nd, 2009

-Çocukluk ve gençlik yıllarında ailelerinin iyi kızlarıdırlar, yani kurallara uyan, kızgınlığı dışa vurmayan, sürekli bir kabul ihtiyacı yaşayan kadınlardır,
-Cinsel ilişkiyi şiddet veya işgal edilme olarak görürler,
-Fiziksel şiddete maruz kalmış veya tanık olmuşlardır, yani kasılma, şiddete karşı önlem olarak ortaya çıkmaktadır,
-Cinsel şiddete maruz kalmışlardır,
-Her şeyin en kötüsünü düşünürler,
-Aileye bağımlıdırlar,
-Ahlaki ve cinsel olarak baskıcı ve otoriter bir babaları vardır,
-Baba-kız ilişkisinde güçlükler ve çatışmaları vardır,
-Cinsellikten hoşlanmayan ve cinselliği bir görev gibi yapan zayıf ve güçsüz bir anneleri vardır,
-Duygusal ve ruhsal gelişimleri sağlıklı değildir,
-Cinselliği aşağılayan bir aile yapıları vardır yani cinsel organlardan iğrenme veya hoşlanmama, olumsuz dinsel şartlanma vb. durumlar ailelerinde sık görülen yapılardır,
-Çocuksu bir kişilikleri vardır, çünkü bu kadınların psikoseksüel gelişimleri biyolojik yaşlarından geridedir. Yani cinsel açıdan hálá çocukturlar.
-Cinsel ilişkiye veya penisin vajinaya girmesine karşı fobik bir korku reaksiyonları vardır, hatta bu reaksiyon hastanın bir anlamda panik atak geçirmesine neden olabilir,
-Kontrolsüz davranışları vardır,
-Bedenlerinden hoşnut olmazlar,
-Ya çok çabuk güvenirler ya da güven duymada zorlanırlar, güven duyguları zedelenmiştir,
-Çocukluk çağından kalma korkuları sık yaşarlar,
-Kaygılı ve tedirgin ruh halleri vardır,
-Çocukluklarında ve genç kızlıklarında ailevi sorunları vardır,
-Yetişkinliği ve evliliği kabul etmede güçlük çekerler,
-Genellikle düşük sosyo-ekonomik ve eğitim düzeyleri vardır,
-Kentli kadınlarda daha az, kırsal kesim kadınlarında biraz daha çok görülür,
-Okşanmaktan hoşlanırlar hatta klitoris uyarılması ile orgazm olabilirler,
-Uyuyan Güzel: Kocalarıyla kardeş gibi yaşayan, çocuksu kadınlardır. Ailelerine bağımlı ve ebedi öğrenci olurlar.
-Savaşçı: Seksi karşı cinsler arası mücadele gibi görürler. Kadınlığın zayıflık ve pasiflik olarak algılanışı acı verir.
-Kraliçe Arı: Cinselliği reddederler. Erkeği yalnız soyun devamı için isterler. Onlar için cinsellik kirli ve aşağılayıcıdır.
-İyi Kız Sendromu: İlk kez 1976 yılında G.C.MOULTON tarafından okullarında başarılı ve ebeveynleriyle hiçbir ciddi çatışmaları olmayan, edilgen, itaatkâr, boyun eğen, yumuşak başlı kadınların ortak özellikleri tanımlamak için kullanılan bu sendrom; çeşitli kültürlerde erkek ve kız çocukları için kalıplaşmış toplumsal farlılıkları ve inançları esas alır. Yani kız çocuklarının daha uysal, daha söz dinleyen, daha güvensiz, daha yardıma ihtiyaç duyan, başarıya daha az önem veren, daha duygusal, ezbere ve tekrara dayalı işlerde daha yetenekli oldukları düşünülürken; yüksek bilgi işlem düzeyi ve yaratıcılık gerektiren işlerde daha başarısız oldukları kabul edilir. İyi kız sendromu ile birçok cinsel işlev bozukluğu arasında bağlantı vardır. Cinsel terapi için başvuran orgazm olamayan kadınların çoğunun çocukluklarında veya genç kızlıklarında kendilerini iyi kız olarak tanımlamaları hiç şaşırtıcı değildir.

Vajinismus Hakkında Bilinmeyenler

Cuma, Ocak 2nd, 2009

*Vajinismus bir hastalık değil ailesel yani evli çifte ait bir problemdir. Kadının ve erkeğin ortak bir sorunudur. Bu nedenle cinsel terapide bir tarafın diğerini suçlamaması veya anlayışlı olması öğütlenir.
*Kişinin istediği kişiyle evlenememesi vajinismusa neden olmaz.Başkasıyla evlenseydim yine de olur muydu? sorusu hep akla gelir. Ama bu sorunun eşlerle bir ilgisi yoktur. Hatta evlenmeden önce uzun yıllar flört eden çiftlerde evlenince bu sorunu yaşayabilir.
*Cinsel terapide başarı şansını arttıran en önemli faktör eşlerin seanslar sırasında kendilerine verilen ev ödevlerini uygun bir şekilde uygulaması ve sonuna kadar tedaviye inançlarını yitirmemeleridir.
*Genel anestezi altında ilişkiye girilmesi, alkol alıp sarhoş olup cinsel ilişkiye girmesi, sakinleştirici, kas gevşetici ve antidepresan ilaçlar da tedavi edici değildir. Aksine bu tip ilaçlar cinsel isteği azaltabilir.
*Kızlık zarlarının çok kalın olması, bilinenin aksine, vajinismusa yol açmaz.
*Bu rahatsızlık ilk cinsel ilişki de ortaya çıkabileceği gibi uzun yıllar normal bir işlevsellikten sonra da ortaya çıkabilir.
*Vajinismus sosyokültürel ve ekonomik düzeyi yüksek, daha çok okuyan veya üniversite mezunu çitlerde daha sık olarak görülmektedir.
*10-15 yıldır evli olup halen ilişkiye giremedikleri için boşanan veya evliliklerini bu şekilde kabullenip aseksüe olarak yaşayan çiftlerin sayısı az değildir.
*Bir partnerle yaşanan sorun başka bir partnerle ortaya çıkmayabilir.
*Eğitim, kültür ve sosyal seviye ile ilgili değildir. Sadece cahil insanlarda olmaz, üniversite mezunu çiftlerde görülebilir.
*Ülkemizde cinsel sorunla başvuran kadınların en büyük grubunu oluşturmaktadır.
*Vajinismus problemi yaşayan kadınların yüzde 80i ve eşlerinin yüzde 90ı evliliklerinden yeterince doyum aldıklarını ifade etmektedirler.
*Vajinismuslu kadınların yüzde 57si kocalarını bu konuda düşünceli ve kendilerine yardımcı, yüzde 15i öfkeli ve saldırgan, yüzde 28i tepkisiz olarak değerlendirmektedir.
*Vajinismuslu kadınlar genellikle giriş dışındaki cinsel aktivitelerden oldukça zevk alırlar ve ön sevişmeyle orgazm olabilirler.
*Vajinismuslu çiftleri bu problemin yalnızca kendilerinde var olan garip bir sorun olduğunu düşünüp hekime başvurmazlar. Öncelikle çözümü büyü yapılmasıyla bağlandıklarını düşünerek tıp dışı alanlarda ararlar, sonuç başarısızdır.
*Vajinismus sadece cinsel ilişkiye değil, muayene ve tampon gibi bazı durumlara da müsaade etmez.
*Hemen bütün yaş grubundaki kadınları etkileyebilir.
*Görülme sıklığı her 100 kadından ikisinde bu duruma rastlanıldığıdır.
*Vajinismusda yeterli istek veya ıslaklığın sağlanamaması söz konusu değildir.
*Vajinismuslu hastalar ailelerden gelen “neden hala çocuk yapmıyorsunuz?” şeklindeki eleştiriler ile boğuşmaktan sıkıldıkları için bir cinsel terapiste baş vururlar.
*Bazen vajinismus bir koruma davranışı olarak ortaya çıkabilir. Daha önceki deneyimlerinde incitilmiş kadınlarda, cinsel ilişkiden kaçmak amacı ile vajina kaslarının kasılması ortaya çıkabilir.

Vajinismus Nedir?

Cuma, Ocak 2nd, 2009

Kadında cinsel ilişkinin olduğu anatomik bölgeye vajen adı verilir. Vajenin etrafındaki kasların kasılması, tüm vücutta bir kasılma, endişe, korku ve panik hali, kadının bacaklarını sıkıca kapatması ve elleriyle eşini itmesine yol açan, istemsiz bir şekilde yani kadının kontrolü dışındaki bilinçdışı vajinal kasılmalara vajinismus denir. Halk arasında evli bakireler, tamamlanmamış evlilik veya cinsel fobi,  tıp literatüründe cinsel işlev bozuklukları sınıflamasında ise cinsel ağrı bozukluğu da denilir. Ağrılı cinsel ilişki ile vajinismus birbirlerini tetikleyebilen iki patolojidir.

Vajinanın giriş bölümündeki 2 cmlik düz kaslardan oluşan ağzı gergin ve serttir. Bu nedenle cinsel birleşme olanağı vermez. Penis vajinaya giremez.

Vajinismuslu kadınlar cinsellikle ilgili konuşmayı sevmezler, cinselliği iğrenç olarak algılayabilirler. Vücutlarının eşleri tarafından beğenilmeme korkusu yaşayabilirler, vücutları ile barışık değillerdir. Eşleri tarafından terk edilme duyguları ve güvensizlik yaşayabilirler.

The Merck Manuel‘e göre vajinismusun tanımı şu şekildedir: “Kadınlarda, penisin vajinaya girmesini önlemek konusunda mevcut bilinçdışı bir istek sonucu vajina aşağı bölümündeki kasların adeta bir şartlı refleks gibi kasılması sonucu meydana gelen vajina spazmıdır. Penisin vajinaya girmesi çok zaman olanaksız olduğundan bu olay iyi gitmeyen evliliklerde sık görülür.” Amerikan Psikiyatristler Birliği tarafından ise vajinismus; “istemsiz kasılmalar sonucu ilişkinin gerçekleşememesi” durumudur. Bu kasılmalar gerçek bir girişim yanında yalnızca girişimin hayal edilmesiyle bile ortaya çıkabilir. Hatta muayene esnasında da kasılmalar ortaya çıktığından böyle bir durumda normal vajinal doğum bile mümkün olmayabilir.

Geçmiş de yaşanmış cinsel bir travma yok ise ve parmak ile vajen girişi ve vajen içi kontrol edilebiliyorsa, ancak cinsel ilişki sırasında eşi itme ve kasılma oluyorsa bu durum basit vajinismusolarak adlandırılabilir ve nispeten tedavisi daha kolaydır.
Bazı kadınlar istemli olarak, ağrı, yanma, acı ve kanama olacağı korkusuyla veya partneri ile olan diğer problemleri nedeniyle cinsel birleşme esnasında kendilerini kasarak ilişkiye müsaade etmezler. Bu durum vajinismustan farklıdır ve karıştırılmamalıdır.

Vajinismus ve İlk Gece

Vajinismuslu kadınların çoğu halen bakiredir. Çünkü vajnismus ilk gece ortaya çıkar. İlk gece başarısız olan çift sorunun geçici olduğunu ve daha sonraki günlerde kendiliğinden çözüleceğini düşünür. Fakat daha sonra da sorun devam edince kadında kadınlığında eksiklik olduğu düşüncesi, üzüntü, sıkıntı, gerginlik, her şeyin daha kötüye gideceği korkusu ve ardından suçluluk duyguları ortaya çıkmaya başlar. Erkek ise eşi tarafından istenmediği, reddedildiği duygularına kapılmaya başlar. Zamanla sertleşme yetersizliği olur. Erkeğin duyguları öfke ve kırılganlık arasında gidip gelir.

Vajinismusun Nedenleri

Vajinismusun en sık nedenleri psikolojik kaygılardır. Kız çocuklarına öğretilen veya irademizin bilinçdışımıza kodladığı cinsellik kötüdür, kızlık zarı çok değerli ve korunması gereken bir şeydir düşünceleri bu problemin ortaya çıkmasında önemli bir yer tutar. Bazen neden cinsel bilgi eksikliği, basit bir utanma ve cinsel duygulardaki baskılanma olabilir. Bazen de altta yatan neden özellikle çocukluk dönemindeki travmatik bir yaşantıdır. Bu durumda geçmiş de yaşanmış taciz gibi travmatik olayların bilinçdışına itilen bugünkü izdüşümleri ve etkileri gibi daha karmaşık içsel çatışmalar, yanlış kalıplar yada zorlamalar beden-zihin bütünlüğünü bozup vajinismusa neden olabilir. M. Erickson’un dediği gibi “defolu bir öğrenme ve kabullenme” vardır.

Nedenleri davranışsal, bilişsel, dinamik ve varoluşsal modellere göre de ele alabiliriz. Yani geçmişte yaşanmış bir taciz, ensest ilişki yada kötü bir cinsel deneyimin kötü ve acı verici olarak değerlendirildiği davranışsal model, yine geçmişte maruz kalınan cinsel yasaklar ve abartılı ilk gece hikayelerin bilinçdışında oluşturduğu  cinsellikle ilgili negatif şemaları içeren bilişsel model, daha çok Freud�un ruhsal gelişim evrelerinden cinsel kimlik gelişiminin ilk basamağı olan fallik dönem sorunlardan kaynaklanan dinamik  model ve kadın kendini eşine ifade etmesi, farkında olmadan kendi varlığını eşine hissettirmesi ve istediği ilgiyi görmesi için başlattığı bilinçdışı  otomatik hareketleri içeren  varoluşsal model şeklinde nedenler ele alınabilir. Model veya modellerin çabuk tespiti vajinismus tedavisine yön verir. Örnek olarak; davranışçı  ve bilişsel yöntemle başarıya ulaşan bir tedavi sonunda cinsel ilişki yaşanır ve sorun çözülür. Fakat vajinismus nedeni eşe ve yaşama karşı kendini var etme çabası gibi varoluşsal bir yapı ise, zamanla yaşanılan cinsel ilişkiye karşı bunaltı ve kaygı duyulmaya başlanır ya da yaşanılan ilişkiden yeteri kadar cinsel haz alınmaz. Nedeni bilenemez. Her şey yolundadır, yıllardır çekilen sorun çözülmüştür ama bir anda anlamsız bir boşluğa düşülür. İşte varoluşsal model bu sorunun çözümüne ışık tutabilir. Bu nedenle her vakaya davranışsal, bilişsel, dinamik ve varoluşçu yaklaşımları içeren bütüncül psikoterapiçerçevesinden bakmak doğru bir yaklaşım olacaktır.

Dinamik modele göre vajinismus; cinselliğin kirli ve kötü bir şey olarak görüldüğü bir savunma tepkisidir. Yani kadın, bilinçdışında, saldırgan ve tehditkar olarak algıladığı erkekle birleşmeyi reddeder. Vajinismuslu kadınlar annelerinin, kendisini ve çocuklarını korumaktan aciz, çaresiz ve bağımlı olduğunu düşünürler ve cinsel ilişkiyi annenin bu zavallılığıyla özdeşleşme çağrışımı yaptığı için, ilişkiye girmemeyi en iyi savunma olarak algılarlar. Sonuçta, vajina istem dışı kasılır, cinsel birleşme olanaksız hale gelir.

Nedenleri çoğaltmak mümkündür.Hastalık yoktur hasta vardırdeyimini anımsatıp, benim şimdiye kadar rastladığım en sık vajinismusa yol açan nedenleri genel olarak sıralayacak olursak:
-Kızlık zarının çok değerli ve korunması gereken bir şey olduğu düşüncesi,
-Cinsel kimlik bozukluğu yani eşcinsel özdeşleşme,
-Cinsel bilgi eksiklikleri,
-Geçmişte cinsel tacize veya tecavüze uğrama,
-Kızlık zarının yırtılması sırasında korkunç bir acı duyulacağı fikri,
-Ağrı ve acı duyulacağına dair korku ve inanışlar,
-Ağrı eşiğinin düşük olması,
-Utanma ve cinsel duygulardaki baskılanma,
-Baskıcı ve otoriter bir baba,
-Zayıf, güçsüz yada baskın bir anne,
-Pasif, bağımlı yada aşırı anlayışlı koca,
-Cinsel uyarılmada problemler,
-Vajinal kayganlıkla ilgili problemler,
-Cinsel isteksizlik,
-Genç kızlık döneminde seksin pis ve kötü olduğunu öğreten yanlış ve katı eğitim tarzı,
-Kadının cinsel bir meta veya cinsel bir obje olarak algılanması,
-Cinsel organın giriş yerinin bilinmemesi,
-Kızlık zarının korunması fikrinin yaşattığı ve şartlandırdığı gerginlik,
-Çocuklukta ve ergenlikte bacaklarını kapa, eteğini ört gibi uyarılar,
-Cinsel mitler,
-Çocukluktan kalma korkular,
-Cinsellik konusunda yerleşmiş yanlış ön yargılar,
-Katı ahlak kuralları ve tabular,
-İlk cinsel ilişki sırasında kadının canının fazla yanması,
-Vajinanın içine herhangi bir şey giremeyecek kadar ufak olduğuna dair yanlış inançlar,
-Aşırı katı bir toplum düzeni içinde yaşama,
-Görücü usulü evlenmeler,
-Cinsel ilişkinin çok ağrılı olacağı yanlış bilgisi,
-Bilinçdışında yaşanan suçluluk, ayıp, günah gibi fiziksel, kültürel, dinsel ve ahlaki korkular,
-Bilinçdışına itilmiş bilinmeyen bir düşünce yada davranışın psikosomatik etkisi,
-İlk gece korkusu,
-Ağrılı bir jinekolojik muayene,
-Simgesel olarak zihninde aşırı büyütülen penis yüzünden çok acı çekme veya parçalanma korkuları,
-Geçmişte genital bölgeye gelen bir darbe yada travma,
-Gebe kalma korkusu,
-Çocuklukta makattan fitil kullanılması,
-Uygun olmayan veya istenmeyen bir birliktelikte eşten sakınma,
-Bazı enfeksiyonlar ve anormalliklerde vajinismusa yol açabilir. Bunlar: Endometriozis, kronik enfeksiyonlar,  kızlık zarının gergin olması vb.

Vajinismusa Neden Olan Önyargılar

-İlk birleşme her zaman acı verir,
-Kızlık zarı aile şerefini korur, yırtılır, kanar ve patlar gibi ön yargılar,
-Cinsellik erkeklerin gereksinimidir,
-Cinsellik kadınları için zorunludur,
-Cinsel ilişki kötü ve acı vericidir,
-Erkekler potansiyel tehdit kaynağıdır,
-Erkekler baskındır,
-Vücuda giren bir şey zarar verebilir ve şiddet içerir,
-Korku ve öfke daima bastırılmalı, asla dışa vurulmamalıdır,
-Kadınlar zayıf ve çaresizdir,
-Erkeklere güvenilmez.

Vajinismusun Temel Belirtileri

O an geldiğinde kişi panik atak benzeri bir durum yaşar. Eşini iter, kasılır. Korkar, bilinci açık olsa da kontrolünü yitirir, kontrol bilinçdışının eline geçer. Kişi bilinçdışı tarafından negatif bir hipnoz transı haline getirilir. Endişe, korku, kaygı duyar. Kişi zamanla aşağıdaki duygu ve düşüncelere kapılabilir:
-Duygusal tatminde azalma,
-”Herkesin bu kadar kolay yaptığı bir şeyi ben nasıl yapamıyorum?” şeklinde suçluluk,
-Utanç duyma,
-Kendinden nefret etme,
-Hayal kırıklığı hissi,
-Aile büyüklerinin veya yakınlarının “Ne zaman çocuk sahibi olacaksınız?” soruları nedeniyle duyulan korku,
-Zamanla meydana gelen cinsel isteksizlik vb.

Vajinismusulu Kadınların Ortak Özellikleri

-Çocukluk ve gençlik yıllarında ailelerinin iyi kızlarıdırlar, yani kurallara uyan, kızgınlığı dışa vurmayan, sürekli bir kabul ihtiyacı yaşayan kadınlardır,
-Cinsel ilişkiyi şiddet veya işgal edilme olarak görürler,
-Fiziksel şiddete maruz kalmış veya tanık olmuşlardır, yani kasılma, şiddete karşı önlem olarak ortaya çıkmaktadır,
-Cinsel şiddete maruz kalmışlardır,
-Her şeyin en kötüsünü düşünürler,
-Aileye bağımlıdırlar,
-Ahlaki ve cinsel olarak baskıcı ve otoriter bir babaları vardır,
-Baba-kız ilişkisinde güçlükler ve çatışmaları vardır,
-Cinsellikten hoşlanmayan ve cinselliği bir görev gibi yapan zayıf ve güçsüz bir anneleri vardır,
-Duygusal ve ruhsal gelişimleri sağlıklı değildir,
-Cinselliği aşağılayan bir aile yapıları vardır yani cinsel organlardan iğrenme veya hoşlanmama, olumsuz dinsel şartlanma vb. durumlar ailelerinde sık görülen yapılardır,
-Çocuksu bir kişilikleri vardır, çünkü bu kadınların psikoseksüel gelişimleri biyolojik yaşlarından geridedir. Yani cinsel açıdan hálá çocukturlar.
-Cinsel ilişkiye veya penisin vajinaya girmesine karşı fobik bir korku reaksiyonları vardır, hatta bu reaksiyon hastanın bir anlamda panik atak geçirmesine neden olabilir,
-Kontrolsüz davranışları vardır,
-Bedenlerinden hoşnut olmazlar,
-Ya çok çabuk güvenirler ya da güven duymada zorlanırlar, güven duyguları zedelenmiştir,
-Çocukluk çağından kalma korkuları sık yaşarlar,
-Kaygılı ve tedirgin ruh halleri vardır,
-Çocukluklarında ve genç kızlıklarında ailevi sorunları vardır,
-Yetişkinliği ve evliliği kabul etmede güçlük çekerler,
-Genellikle düşük sosyo-ekonomik ve eğitim düzeyleri vardır,
-Kentli kadınlarda daha az, kırsal kesim kadınlarında biraz daha çok görülür,
-Okşanmaktan hoşlanırlar hatta klitoris uyarılması ile orgazm olabilirler,
-Uyuyan Güzel: Kocalarıyla kardeş gibi yaşayan, çocuksu kadınlardır. Ailelerine bağımlı ve ebedi öğrenci olurlar.
-Savaşçı: Seksi karşı cinsler arası mücadele gibi görürler. Kadınlığın zayıflık ve pasiflik olarak algılanışı acı verir.
-Kraliçe Arı: Cinselliği reddederler. Erkeği yalnız soyun devamı için isterler. Onlar için cinsellik kirli ve aşağılayıcıdır.
-İyi Kız Sendromu: İlk kez 1976 yılında G.C.MOULTON tarafından okullarında başarılı ve ebeveynleriyle hiçbir ciddi çatışmaları olmayan, edilgen, itaatkâr, boyun eğen, yumuşak başlı kadınların ortak özellikleri tanımlamak için kullanılan bu sendrom; çeşitli kültürlerde erkek ve kız çocukları için kalıplaşmış toplumsal farlılıkları ve inançları esas alır. Yani kız çocuklarının daha uysal, daha söz dinleyen, daha güvensiz, daha yardıma ihtiyaç duyan, başarıya daha az önem veren, daha duygusal, ezbere ve tekrara dayalı işlerde daha yetenekli oldukları düşünülürken; yüksek bilgi işlem düzeyi ve yaratıcılık gerektiren işlerde daha başarısız oldukları kabul edilir. İyi kız sendromu ile birçok cinsel işlev bozukluğu arasında bağlantı vardır. Cinsel terapi için başvuran orgazm olamayan kadınların çoğunun çocukluklarında veya genç kızlıklarında kendilerini iyi kız olarak tanımlamaları hiç şaşırtıcı değildir.

Vajinismusun Tipleri ve Tanısı

Vajinismusun tanısı ilk cinsel aktivite sırasında olanları çiftin anlatmasıyla konulur. Vajinanın üçte bir dış kısmanda koitusu yani cinsel birleşmeyi engelleyecek boyutta yineleyici ve sürekli olarak istem dışı kasılma olması ilk seferde orta şiddette yaşanır, ancak çoğunlukla ilişkiye izin vermeyecek biçimde ağrılıdır. Bu duruma Primer Vaginismus denir. Primer vajinismusda kişi hayatında hiçbir başarılı cinsel birleşme yaşayamamıştır. Primer vajinismusun altında yatan en önemli sebep korkudur. Daha önce hiç vajinismus problemi olmayanlarda doğum, düşük, kürtaj kötü ve sert yapılan bir jinekolojik muayene sonrası, yırtıklar ve enfeksiyonlara bağlı olarak nadiren görülenlere ise Sekonder Vaginismus denir. Sekonder vajinismus genellikle disparoniye yani ilişki esnasında ağrıya bağlı olarak gelişirken nadiren de daha önceden tedavi olmuş olan kişilerde problemin tekrarlaması şeklinde de oluşabilir.

Vajinismusun Görülme Sıklığı

Vajinismus, cinsel terapi merkezlerine başvuranlar arasında en sık rastlanan şikayetlerden biridir. Yani başvuran kadınların %56-73ünü vajinismus oluşturmaktadır.

Vajinismus ve Kızlık Zarı

Kızlık zarı; vajinismuslu kadınların kafasındaki çoğu soruların karşılığı olur ve cinsel ilişkide bulunamamasının nedeni olarak kızlık zarının kalınlığı gösterilir. Bu nedenle çoğu zaman hymenektomi adı verilen cerrahi bir yöntemle bu zarın kesilmesi operasyonu yapılır. Ama sonrasın da sorun devam edince hasta yıkılır. Uzun süre yardım almak istemez ve tedavi olmak için cesaretini kaybeder. Bilinenin aksine gerçekten cinsel ilişkiye engel olacak kızlık zarının veya vajenin bir anatomik bozukluğun görülme sıklığı ise %1′in altındadır.

Vajinismus ve Vajen

Vajinismus, kadın veya erkeğin genital organların anatomik yapısından ilişkisiz bir şekilde ortaya çıkar. “Vajinam çok küçük veya çok dar, bu yüzden cinsel ilişkiye giremiyorum” düşüncesi çok yanlıştır. Çünkü vajina oldukça esnek bir yapıdadır. Cinsel uyarımla birlikte genişler ve uzar. Hatta doğumda bir çocuğun başını çıkaracak kadar genişleyebilir.

Vajinismus ve Cinsel Soğukluk

Vajinismusta başlangıçta cinsel ilişkiye girmede isteksizlik yoktur ancak ilişki sırasında acı duyma ve zarar görme duygusu ön plandadır, cinsel arzu ve vajende ıslanma mevcuttur.  Oysa cinsel soğuklukta temel sorun cinsel ilişkiden zevk almamaktır. Ama her ikisinde de ayıp ve günah duygusu önemli yer tutar. Bununla birlikte bazı kadınlarda da daha önce cinsel ilişkide sorun yokken, sonradan meydana gelen bir cinsel ilişkiye girememe durumu söz konusu olabilir. Bu durumda cinsel soğukluk sekonder vajinismus nedenlerinden biri olabilir.

Vajinismus ve Gebelik

Vajinismus yalnızca sağlıklı ve mutlu bir cinsel birleşmeye engeldir. Normale göre gebelik şansının az olmasına rağmen, vajen ağzına dökülen spermlerin içeri kaçması sayesinde gebelik oluşabilir. Hatta tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olunması bile mümkündür. Son yıllarda bakire olup da tüp bebek tedavisi gören hastaların sayısında artış var.

Vajinismus ve Annelik

Bazı jinekologlar doğum sırasında vajinismusun kendiliğinden çözülebileceğini düşünseler bile; doğum yapan ve anne olan kadının vajinismusu genellikle devam eder, sonlanmaz. Çünkü bu çiftler genellikle sezaryeni tercih ederler. Hamilelik boyunca çiftlerin aralarındaki problemler de devam eder.

Vajinismus Erkekleri

Vajinismuslu kadınlar görücü usulüyle evlenmemişlerse, eş veya sevgililerini otoriter ve baskıcı babalarının aksi özellikteki erkeklerden seçerler. Evlilik öncesi başka kadınlarla yaşadıkları cinsel deneyimleri sınırlı olan eşleri; çoğunlukla aşırı nazik, pasif, girişken olmayan, edilgen erkeklerdir. Tencere ve kapak misali karı-koca birbirini kırmaktan aşırı derecede korkarlar. Vajinismuslu kadınlar nasıl çocukluğunda iyi kız ise eşleri de iyi çocuktur. Yani cinselliğin kötü kadınlar için olduğunu, bir eşin saf ve masum olması gerektiğine inanırlar. Genellikle evlilik öncesi cinsel yakınlaşmaları dokunma ve öpüşmeden ileri gitmeyen çift evlendikten sonra da karşılıklı anlaşarak cinsel ilişkiden kaçar. Çünkü her iki tarafın da cinsel birleşmeyle ilgili bilinçli ve bilinçdışı korkuları vardır. Birleşme gerçekleşmese de, cinsel yaşamları asgari ölçüde devam eder, düzenli olarak sevişirler, sürtünerek boşalabilirler. Hatta sürtünme doğrudan klitorisi uyardığı için vajinismuslu kadınlarda orgazm olma oranı daha da yüksektir. Vajinismus nedeniyle boşanma oranı düşüktür. Çünkü ortak cinsel korkular çifti birbirine yaklaştırmaktadır. Bu nedenle vajinismuslu kadınların partnerlerinin tutumu son derece önemlidir. Eğer erkek kadının korkusunu anlamaya çalışıp ona destek olma yerine, bir an önce cinsel ilişkiyi gerçekleştirip hem kendisine hem eşine hem de ailesine karşı erkekliğini ispatlama gayreti içinde hareket ederse, ki genellikle böyle olur, sorun daha da büyüyecektir. ( İlk gece sonrası eşler olup bitenler konusunda aile büyüklerine hesap vermektedirler. Bu, toplumumuzun hoş olmayan bir adetidir ve sorunu içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir.) Vajinismuslu kadınların partnerleri yanlış olarak istenmedikleri, reddedildikleri, yeteri kadar sevilmedikleri duygularına kapılabilirler. Zamanla erkekte sertleşme yetersizliği, cinsel isteksizlik ortaya çıkabilir.

VAJİSMUSUN TEDAVİSİ

Bilinçdışında geçmişte yaşanmış yada duyulmuş olumsuz bir olayın eşe istemeden yansıtıldığı vajinismus her zaman tedavi edilebilir. Sorunun bilinçdışı istek ve şartlı refleks ile ortaya çıktığından bu nedeni ortadan kaldırmak için bilinçdışı süreçlerde zihinsel manevralar yapıp yeni olumlu şartlı refleks arkları oluşturmak gerekir.

Önce özel bir ilgi ve uzmanlık alanı olan cinsel terapist tarafından çiftin cinsel öyküsü alınır ve cinsel terapistin gerekli gördüğü durumlarda tam bir jinekolojik muayene yapılır. Ama vajinismus sorunu olan kadınların büyük çoğunluğu jinekolojik muayene olmak istemezler hatta muayene hakkında konuşulması bile aynen ilişkide olduğu gibi panik ve korkuya sebep olabilir. Daha sonra bilinç altındaki gereksiz korkuları yenmek için danışanların rahatlatılması, gevşemesi, heyecan ve korkuları yatıştıracak ruhsal bir ortam oluşturulması için cinsel terapiye geçilir. Çifte cesaretli olmaları, başaracaklarına inanmaları ve güvenerek sabırla beklemeleri konusunda telkinlerde bulunulur. Cinsel terapi sırasında çifte ayna tutma egzersizleri, idrar tutma egzersizleri, çatı kaslarını gevşetme ve kasma egzersizleri, kegel egzersizleri, parmak egzersizleri, çubuklarla genişletme egzersizleri, sınırlı penis girişi egzersizleri vb. invivo duyarsızlaştırma, invitro duyarsızlaştırma ve pelvik taban rehabilitasyonu öğretilir. Tedavinin birinci aşamasında invivo duyarsızlaştırmada hastanın kendi vücudunu tanıması için dokunma ve okşama egzersizleri ve parmak egzersizleri yaparak, bir anlamda ilişki sırasında ortaya çıkan panik atağın küçük çaplı bir benzerini yaşaması hedeflenir. İnvitro duyarsızlaştırma da ise benzer durum hastanın kendi parmağı ile değil bazı cam tüpler, plastik kanüller veya eşinin parmağı ile sağlanır. Her ikisinde de amaç; vajinanın genişleyebilir bir organ olduğunun kişiye gösterilmesi, ilişki sırasında yaşanan panik atağın küçük bir benzerinin oluşturulması ve bununla başa çıkmayı öğrenmeyi sağlamaktır. Egzersizler sırasında yapay kayganlaştırıcıların kullanılabilir. Bu duyarsızlaştırmayla paralel olarak hastanın pelvis kaslarını tanımasını ve onlara hakim olmasını sağlayan Kegel Egzersizleri de yapılır. Cinsel terapide eşten gelen ruhsal destek çok önemlidir. Tedavinin ikinci aşamasında ise ilişki öncesi ön sevişmenin uzun tutulması ve kadının iyice uyarılmasının üzerinde durulur. Cinsel terapistin uygun görmesi durumunda ilaç tedavisi de uygulanabilir. Cinsel terapi süresi hastalığın şiddetine göre birkaç seanstan 10-12 seansa kadar değişebilir.

Son olarak uygun tedavi yöntemleri ve tecrübeli bir cinsel terapist ile tedavi şansı % 95 -100′dür.

Vajinismus ve Gevşeme Egzersizleri

Bu egzersizde önce duş alınır, eşle birlikte yatakta yan yana sırt üstü yatılır. Derin nefesler alıp verilir. Ayak uçlarınızdan itibaren sırasıyla boynunuza kadar tüm kaslar kasıp gevşetilir. Günde en az 20 dakika yapılmalıdır.

Vajinismus ve Fantezi Modellemesi

Cinsel terapi döneminde her gece yatakta, uyumadan önce, gözler kapalı bir şekilde eşle cinsel birliktelik hayal edilir, buna fantezi modellemesi denir. Hayalin gerçekmiş gibi yaşanması önemlidir.

Vajinismus Tedavisinde Parmak Egzersizleri

Cinsel terapide danışan çiftin ve terapistin birlikte aşması gereken üç önemli tabu vardır. Bunlar:
1-Vajene bir şey girmesi tabusu, ( Kişinin kendi parmağını vajene sokması )
2-Vajene bir başkasının bir şeyinin girmesi tabusu ve ( Eşin parmağının vajene sokulması )
3-Vajene penis girmesi tabusu.

Cinsel ilişki sırasında ortaya çıkan panik atağın küçük çaplı bir benzerini yaşatmak ve bununla başa çıkmayı öğretmek için öncelikle hasta kendi parmaklarıyla egzersizlere başlar, daha sonra eşinin parmağı ile egzersize devam edilir. Parmak egzersizlerinde amaç; vajinanın genişleyebilir bir organ olduğunun kişiye gösterilmesidir. Parmak egzersizleri sıcak yumurtayı elde tutmaya benzer. Sıcak yumurta önceleri elde tutulamaz ve elden ele alınarak soğutulmaya çalışılır. Zamanla yumurta soğur ve ellerde yumurtanın sıcaklığına alışır. Yumurta soğudukça kişi rahatlar ve elini yanmaz. Sonunda yumurta soğur, kabuğu kırılır ve afiyetle yenir. Parmak egzersizleri de yumurtanın soğuması gibidir, kişi zamanla panik haline alışır ve yüzleştiği olumsuz duygularla baş etmeyi öğrenir. Sonunda yumurtanın afiyetle yenmesi gibi cinsel ilişki de gerçekleşir.

Egzersizler sırasında yapay kayganlaştırıcıların kullanılabilir. Parmak egzersizlerine geçmeden önce vajinanın nasıl bir organ olduğunun görülmesi için bir ayna karşısında incelemesini içeren ayna tutma egzersizleri yapılır. Daha sonra cinsel terapist tarafından çifte vajinanın çok küçük olduğu konusundaki korkunun hayal ürünü olup gerçeklere dayanmadığı, vajina duvarlarının son derece esnek olduğu, buradan doğum sırasında bir bebeğin kafasının çıkabildiğine göre penisinizin de kolayca geçebileceği izah edildikten sonra, egzersiz sırasında herhangi bir aşamada rahatsızlık hissederseniz bir sonraki aşamaya geçmeyin ve neyin rahatsızlık verdiğini anlamaya çalışın, vajinal kasların sıkıştığını hissettiğinde biraz ara verin önerilerinden sonra aşağıdaki parmak egzersiz programı uygulanır. Bu program kendi parmaklarıyla bireysel ve eşinin parmaklarıyla eşli egzersizi şeklinde iki aşamadan oluşur. Bireysel Parmak Egzersizi kadın için en zor olanıdır, fakat bunu bir kez başarırsa, diğer aşmalar daha kolay gelişecektir.

Bireysel Parmak Egzersizleri

1-Parmak egzersizi öncesi gevşeme egzersizi yapın. Egzersiz boyunca da gevşek olmaya ve gevşekliği korumaya çalışın.
2-Öncelikle bebek yağını elinize ve vajinanıza sürün. Bir elinizle klitorisinizi bulun, belli bir ritimde ve basınçta okşayın. Diğer elinizle göğüslerinizi veya hoşunuza gidecek bir başka bölgenizi okşayın.
3-Uyarıldığınızı düşündüğünüzde vajeninize deliğine dokunun. Parmaklarınızı vajen deliğinin etrafında daire hareketleri yaparak uyarıya devam edin.
4-Sulanma olduğunda iyice kayganlaştırılmış serçe parmağınızın ucunu ilk boğuma kadar sulanmış vajeninize sokun. Kendinizi rahat ve gevşemiş hissedene kadar orada tutun ve bekleyin. Daha sonra daire hareketi yapın.
5-Rahatsanız ikinci boğuma kadar sokun. Yine bir süre bekleyin ve daire hareketi yapın.
6-Hala rahatsanız tamamını sokun, bekleyin ve daire hareketi yapın. Hiç rahatsızlık duymayana kadar egzersize devam edin.
7-Aynı egzersizi daha kalın bir parmak olan orta parmakla tekrarlayın.
8-Aynı egzersizi işaret ve orta parmaklarınızı birleştirerek iki parmakla tekrarlayın. Daha sonra eşli egzersize geçin.

Eşli Parmak Egzersizleri

1-Egzersiz öncesi eşinizle birlikte gevşeme egzersizi yapın.
2-Eşinizle sevişin. Onun sulanmasını sağlayın.
3-Bebek yağını elinize ve eşinizin vajinasına sürün. Bir elinizle klitorisini bulun, belli bir ritimde ve basınçta okşayın. Diğer elinizle eşinizin göğüslerini veya hoşuna gidecek bir başka bölgesini okşayın.
4-Uyarıldığını düşündüğünüzde vajen deliğine dokunun, parmaklarınızı vajen deliğinin etrafında daire hareketleri yaparak uyarıya devam edin.
5-Sulanma arttığında işaret parmağınızı ilk boğuma kadar eşinizin vajenine sokun. Eşiniz kendini rahat ve gevşemiş hissedene kadar orada tutun ve bekleyin. Daha sonra daire hareketi yapın.
6-Eşiniz rahatsa ikinci boğuma kadar sokun. Yine bir süre bekleyin ve daire hareketi yapın.
7-Hala rahatsa tamamını sokun, bekleyin ve daire hareketi yapın.
8-Eşinizden gevşemesini ve vajinasını çevreleyen kasları sıkıp gevşetmesini isteyin. Parmağınızın sıkıldığını hissedin. Eşinizin de parmağınızı sıktığında içinde hissetmesini isteyin.
9-Sonra parmağınızı çok yavaşça ileri geri hareket ettirin ve hızınızı eşinizi rahatsız etmeyecek kadar arttırın.
10-Daha sonra aynı egzersizi işaret ve orta parmaklarınızı birleştirerek iki parmakla tekrarlayın. Daha sonra penis egzersize geçin.
Birkaç hafta yapılan parmak egzersizlerinden sonra sınırlı penis girişi egzersizine geçilir. Sınırlı penis girişi egzersizinde kadının tamamen uyarılmış olmasından ve ekstra kayganlaştırıcı kullanıldıktan sonra, onun istediği kadar yavaş ve nazik olarak hareket etmesine imkan veren kadının üstte olduğu pozisyon seçilir. Başlangıçta fazla sert girmeyip penisin vajinasında bulunmasından kaynaklanan duygulara alışması sağlanır. Bu amaçla önce penis başı vajenin içine yerleştirilir.

Sınırlı Penis Girişi Egzersizleri

1-Egzersiz öncesi eşinizle birlikte gevşeme egzersizi yapın.
2-Eşinizle sevişin. Onun sulanmasını sağlayın.
3-Bebek yağını elinize ve eşinizin vajinasına sürün. Bir elinizle klitorisini bulun, belli bir ritimde ve basınçta okşayın. Diğer elinizle eşinizin göğüslerini veya hoşuna gidecek bir başka bölgesini okşayın.
4-Uyarıldığını düşündüğünüzde vajen deliğine dokunun, parmaklarınızı vajen deliğinin etrafında daire hareketleri yaparak uyarıya devam edin.
5-Sulanma arttığında sırt üstü yatın. Eşiniz üste dizleri bedeninizin her iki tarafında olmak üzere diz çökmesini sağlayın.
6-Eşiniz rahatsa penis başını biraz aşağı doğru indirerek vajenin girişine yerleştirin.
7-Hala rahatsa tamamını penis başını vajene sokun, bekleyin.
8-Herşey yolundaysa eşinizden kalçasını ileri doğru hareket ettirerek penisinizi tamamen içine almasını isteyin ve yine bekleyin.
9-Eşinizden gevşemesini ve vajinasını çevreleyen kasları sıkıp gevşetmesini isteyin. Penisinizin sıkıldığını hissedin. Eşinizin de penisinizi sıktığında içinde hissetmesini isteyin.
10-Sonra eşinizden kalça hareketleri ile çok yavaşça ileri geri hareket etmesini isteyin ve eşinize hızını kendini rahatsız etmeyecek kadar arttırması yönünde telkinde bulunun.
11-Daha sonra aynı egzersizi her gün tekrar edin.

Vajinismus ve Hipnoz

Son yıllarda vajinismus tedavisinde hipnoz yani hipnoterapi de başarılı sonuçlar vermektedir. Hipnoz bir uyku değildir, aksine bir uyanıklık, farkındalık ve telkin alabilirliğin arttığı derin bir gevşeme durumdur. Bilinç açık olduğu için hipnoza girildiğinde istemediğiniz bir şey size yaptırılamaz. Vajinismusta hipnoz tek başına yeterli değildir. Önemli olan hipnozu hipnoterapiye çevirmektir. Bunun için hipnoz altında verilen telkinler, zihinsel ve imgesel uygulamalar ile endişe, korku ve kaygılar ortadan kaldırılır. Böylece cinsel ilişkinin ağrı ve acı olmadan  olabileceğine dair inanç artar. Bu bağlamda; hipnoterapi ile danışanların kendilerinin bile farkında olmayıp bilinç altına attıkları tüm olumsuz düşünceleri bir yerde su yüzüne çıkararak adeta bir “farkındalık durumu” yaratılmakta ve bu sayede korku ve kaygıların azaltılması sağlanmaktadır. Ortalama 6 seans da hipnoz ile değiştirilmiş bilinç hali oluşturulur, var olan zihnin dirençleri ortadan kaldırılır ve bilinçdışı süreçlerde zihinsel manevralar yapıp yeni olumlu şartlı refleks arkları oluşturulan imgeleme teknikleri ile sonuca varılır. Bilinçdışı olaylar çözülür, şartlı refleks ile cinsel birleşme öncesinde anahtar işaretlerle rahatça kullanabilen gevşeme teknikleri öğretilir, kasılma gevşemeyle yer değiştirilir, cinsel birleşme ile ilgili imajinasyonlar yaşatılır, ruhsal istek ve orgazma ulaşma konusunda çift eğitilir.

Vajinismus Tedavisinde Dikkat Edilmesi Gereken Konular

-Tedavi mutlaka eşle beraber olmalıdır.
-Vajinismusun fiziksel bir nedeni olabilir ve bu nedenle kadının mutlaka cinsel terapi öncesi bir kadın doğum uzmanına görünmesi gerekir.
-Deneyip de başarısızlıkla sonuçlanan her tedavi girişimi çifti dipsiz bir kuyuya doğru sürükler, umutlarını kırar, tedaviyi güçleştirir.
-Tedavinin sonlarına doğru eşlerin arası açılmaya başlar ve sık sık kavga etmeye başlarlar.
-Hasta çift yaklaşık 10-12 seans sonrasında sağlıklı bir cinsel hayata kavuşabiliyor. Tedavi süresinin uzunluğu ise genellikle 3 hafta ile 3 ay arasında sürüyor.
-Vajinismusu mekanik olarak çözmek yetmez. Çifte sağlıklı ve mutlu bir cinsel hayat sunmak için tedavide iki aşama izlenir. 1. aşamada cinsel birleşmenin olmasını hedefleriz. 2. aşamada ise cinsel ilişkiden zevk alma ve orgazm olma teknikleri öğretilir.
-Vajinismuslu hastaların yüzde 10 ile 15′i çok kolay tedavi edilir. Bu hastaların uyuşturucu krem veya pomat sıkılmış su ile oturma banyosu, belli pozisyonlar ve egzersizler ile bir veya iki seansta tedavi olabilirler.

Vajinismus Tedavisini Yapacak Olan Hekimde Olması Gerekenler

-Vajinismus konusunda bol vaka tecrübesi olmalı,
-İlgili, şevkatli ve anlayışlı olmalı,
-Ukala olmamalı,
-Hekim çifti yanında rahat hissettirmeli vb.

Vajinismus ve PC Kasları

Vajina girişinin etrafındaki çok güçlü kaslara, aşk kasları, vajina kasları, pelvik taban kasları ya da PC kas grubu denir. Üreme sistemi ve üriner sistem için kilit rol üstlenmişlerdir. Bu kaslar idrar tutmaya, cinsel birleşmeye, orgazma ve doğum sırasında bebeğin çıkmasına yardımcı olurlar. Bu kaslar üriner açıklığı, vajinayı ve anüsü bir çember gibi çevrelerler ve iskelet sistemine tutunarak, pelvic organları destekleyip tutarlar. Bu kaslar genellikle gevşek değildir. Bu kasların sıkılması cinsel birleşmeye engel olur. Cinsel terapide amaç bu kaslar üzerindeki bilinçli kontrolün öğrenilmesi ve  koşullanmış refleksi sistematik olarak değiştirmektir.

Vajinismusta Koruyucu Tedavi

Vajinismus ülkemizde batılı toplumlara göre daha yaygın bir sorundur. Ama çiftlerin evlilik öncesi cinsel danışmanlık hizmeti almaları koruyucu tedavide çok önemlidir. Evlilik öncesi cinsel danışmanlık için cinsel terapiste giden çiftlerde yukarıdaki tüm etmenler olsa da vajinismus olmaz. Korunmanın tek çaresi de budur. Ayrıca ergenlik dönemine girmeden genç kızlarımızın ergenlik öncesi cinsel danışmanlık hizmetlerinden faydalanmalarını da öneriyorum.

Vajinismusta Hatalı ve Yanlış Tedaviler

Yukarıda ayrıntılı olarak anlattığım, vajinadaki istem dışı kasılmaların aşamalı egzersizlerle ortadan kaldırılması ve rahatsızlığa yol açan psikolojik etkenlerin çözümlenmesi üzerine kurulu tedavi yaklaşımının yanında, tedavi adına yapılan hatalı uygulamalar da sıktır. Hatta absürdlük düzeyine vardığını düşündüğüm bazıları ise daha da kötü travmalara yol açabiliyor. İşte birkaç örnek:

1-Hymenektomi yani kızlık zarının ameliyatla alınması: Vajinismusun kızlık zarıyla bir ilişkisi yoktur. Kızlık zarının alınması var olan sorunu çözmez. Fakat meslek hayatım boyunca bir kez karşılaştığım ve çok nadir görülen bir durum olan kızlık zarının kalın olması gibi zar anormalliğine bağlı ağrı, acı veya kanama nedeniyle vajinismus gelişmiş ise, cerrahi bir yöntemle bu zarın kesilmesi yapılabilir.

2-Genel anestezi altında cinsel birleşme: Bilindiği üzere genel anestezi sırasında vajinal kaslar gevşediğinden cinsel birleşmeye olanak vermeyen vajinal kasılmalar olmaz ve ilişki gerçekleştirilebilir. Ancak bu durum çözüm olmaz ve sonraki cinsel birleşmelerde aynı sorun yaşanır. Ayrıca çiftlerden birinin uyuşturulması, kendini bilmeden ilişkiye zorlanması, tıp etiğine, ahlaki yapımıza ve hatta çağdaş insana yakışmayan bir durumdur. Çünkü sevişmede ve cinsel ilişkide karşılıklı haz esasken bu durum bir nevi tecavüzdür.

3-Vajinaya botoks uygulanması: Vajina ve çevresine kontrollü botoks enjeksiyonu yapılarak kasılmanın önüne geçilebildiğinin iddia edildiği bu tedavi yöntemi henüz gelişim aşamasındadır. Botoks vajina kaslarını geçici olarak felç eder ve  böylelikle cinsel birleşme sağlanabilir. Ama kadının ağrıyacak, acıyacak, kanayacak vb. korkuları, cinsel birleşmeye karşı bilinçdışı direnci, geçmiş travmalarının etkileri olduğu gibi kalır. Bu durumda botoksun felç edici etkisine rağmen vajinismus devam edebilir veya botoks geçici olarak işe yarasa bile etkisi geçtiğinde vajinismus tekrar ortaya çıkabilir.

4-Lokal uyuşturucu kremler ve pomadların ilişki öncesi vajinaya sürülerek kullanılması: Kadınların bilinçdışı korkularını ortadan kaldırmadığı için yararsızdır.

5-Kadının cinsel ilişki öncesi alkol alması: Alkolün hafif alınması vajinismusa yol açan faktörleri ortadan kaldırmadığından ve fazla alınması ise sarhoşluk yaparak kişinin bilincini kaybetmesine yol açtığından yararsızdır.

-Cinsel ilişki öncesi sakinleştirici ve kas gevşetici ilaçların birlikte kullanılması: Bu tür ilaçlar yararsızdır ve üstelik bazıları cinsel isteği azalttığı için cinsel ilişiki öncesi alınmaları normalde de tavsiye edilmez.

6-İlişki öncesi vajinaya buhar tutulması, sıcak su banyosu, lokal uyuşturucu krem veya pomat, ağrı kesici, sakinleştirici ve sıkıntı giderici ilaçların birlikte kullanımı: Sadece cinsel birleşme korkusu yaşayan ve vajinal kasılmaları olmayan kişilerde bazen işe yarayan veya geçici çözüm olabilen bu yöntem vajinismusta yararsızdır.

7-Muayenehanede Gerdek: Vajinusmusun Türkiyede pek çok evliliğin sona ermesine neden oldu ve maalesef bu konu çok istismar edildi. Hastalara iyileşeceksiniz denilerek olmadık şeyler önerilemez. Cinsel eğitim,cinsel danışmanlık ve cinsel sorunların tedavisi alanında çalışan farklı disiplinlerden gelen profesyonelleri bir arada tutmayı ilke edinmiş bir doktor olarak amaçlarımızdan biri de cinsel tedavilerin etik ilkelerinin oluşturulması ve istismarın önlenmesidir. Cinsel sağlık bilimi ile ilgilenenlerin yaptıkları mesleki uygulamaları için standartlar öneriyoruz, cinsel terapistin ve  hastanın haklarını korumayı amaçlıyoruz. Çünkü etik kurallar, cinsel eğitim, danışmanlık, cinsel terapi ve cinsellik araştırma koşulları için gereklidir. Tüm üyelerimizden ve cinsel sağlık bilimi ile ilgilenenlerden etik kurallara her zaman uymalarını istiyor ve bekliyoruz. Bu nedenle tek seansta, kadına sakinleştirici, kas gevşetici ve ağrı giderici ilaçlar, kayganlaştırıcı ve lokal uyuşturucu kremler ve pomadlar verdikten sonra, hekimin telkinlerle çifti kendi muayenesinde, hatta gözetimi altında cinsel ilişkiye zorlaması benim tarafımdan Türk örf ve adetlerine uygun bulunmadığı ve tıbbi etik ihlal edildiği için kınanmış bir tedavidir. Avrupa Birliğinin bazı ülkelerinde ve ABDde doktorun gözü önünde cinsel ilişkiye girme ve sorunları yerinde tespit ederek çözmeyi içeren tedavileri uygulayan özel merkezler var, ama batı ile bir kültür ve anlayış farkımız var. Burası Türkiye. Türk hekimleri olarak kendi toplumsal yapımıza, örf ve adetlerimize uygun tedavi yöntemlerini tercih etmeliyiz. Aksi durumlarda tedaviye muhtaç insanlarımız, cinsel sağlık bilimi  ve bu tedavileri uygulayan profesyoneller  zarar görebilir. Çünkü Cinsel Haklar Bildirgesine göre; cinsellik her insanın kişiliğinin ayrılmaz bir parçası olan mahremiyet, duygusal ifade gibi temel insan ihtiyaçlarının doyumuna bağlıdır. Cinsel haklar özgürlüğe, onura ve her bir insanoğlunun eşitliğine dayalı evrensel insan haklarıdır. Cinsel haklar tanınmalı, teşvik edilmeli, saygı gösterilmeli ve toplumlar tarafından savunulmalıdır. Cinsel sağlık bilimi bu cinsel hakların tanındığı, saygı duyulduğu ve uygulandığı ortamlarda mümkündür. Her çeşit cinsel zorlama ve istismar cinsel özgürlüğün dışındadır. Cinsel mahremiyet hakkı, başkalarının cinsel haklarına müdahale edilmediği sürece cinsel yakınlaşma konusunda bireysel karar verme ve davranma hakkını içerir. Son olarak cinsel bilginin bilimsel açıdan etik araştırmalar sonucu elde edilmiş olması ve bütün sosyal seviyelerdeki kişilere uygun şekilde yayılması gerektiğini ifade eden bilimsel araştırmaya dayalı cinsel bilgi edinme hakkı asla muayenehanede cinsel ilişkiye teşvik olarak değerlendirilmemelidir.

8-Tek Seanslık Tedaviler
Vajinismusta çiftler bu sorunu çözmeye tam olarak hazırsa, erken bir başvuru varsa ve derinlerde yatan ciddi bir patoloji yoksa, sorun �cinsel bilgilendirme ve danışma� ile kolaylıkla çözülebilir. Ama tek seanslık bir tedavide sorunu çözmek adına kadınlara kas gevşetici ve ağrı kesici ilaçlar, lokal uyuşturucu kremler verme, sıcak suda oturtma, vajene buhar tutma kadının var olan korkularını daha da arttırır. Çünkü kadının çok ağrıyacak, canım yanacak, çok kanayacak, zar patlayacak, zar yırtılacak� vb. korkularına,  evet ağrıyacak ama biz ağrımaması için gerekli ilaçları size verdik türünden telkin edici yaklaşımlar çok doğru değildir, hastayı üzmek ve korkutmaktan başka bir şeye yaramaz. Bu nedenle tek seanslık tedavileri tavsiye etmiyorum.

Cinsel Terapist Helen Singer KAPLANın Resimli Cinsel Tedavi Kılavuzu adlı kitabının ikinci baskısında vajinismusun tedavisi aşağıda anlatılmıştır: “Tedavi temel olarak koşullandırılmış vajinal tepkinin ortadan kaldırılmasından oluşur. Bu işlem, gevşemiş ve sakin koşullar altında, vajinal girişe kademeli olarak boyutu büyüyen nesnelerin yerleştirilmesi ile gerçekleştirilir. Hasta, fallus boyutunda bir nesneyi tolere edebildiğinde tedavi olmuş demektir. Bu inanılmaz derecede basit tedavi planı birçok vajinismik kadının vajinalarını kapatan basit koşullandırılmış bir refleks göstermemesidir. Bu kadınlar genellikle aynı zamanda cinsel ilişki ve penetrasyon konusunda fobiktir. Tedavinin koşullandırmanın giderilmesi bölümü başlamadan önce fobik kaçınmanın ortadan kaldırılması gerekir. Fobik olarak cinsel ilişkiden kaçınma halinin yönetilmesi için çeşitli teknikler vardır. Bunlar, mantıksız korkunun altında yatan bilinçsiz unsurların analitik bir şekilde yorumlanması, destek ve güven tazelemesi ve korku duyguları ile baş başa kalmak konusunda cesaretlendirme ve bu duygulara karşın penetrasyon girişiminde bulunma; ve sistematik olarak hassasiyetin giderilmesi ve hipnoz gibi davranışsal tekniklerdir. Genellikle analitik ve destekleyici yöntemlerin bir bileşimini uygularım. Vajinismusun oluşmasına neden olan orijinal kaynağı veya travmayı araştırmaya çalışır ve buna verilen duygusal tepkiyi ele alırım. Hızlı bir şekilde bu oluşumun ötesine geçerim ve sorunun burada ve şimdi görülen yıkıcı etkilerini incelerim ve hastanın bunun üstesinden gelmek amaçlı yapıcı ve rasyonel çabalarını desteklerim. Bununla birlikte, başkaları daha keskin davranışsal yaklaşımlar kullanmışlardır ve bunlar iyi sonuçlar vermiştir.
İn vivo hassasiyet giderme veya penetrasyon yalnızca kadının vajinal penetrasyon konusundaki fobik kaçınması ortadan kaldırıldıktan ve cinsel ilişki ile ilgili karmaşıklıkları, prosedür hakkında nispeten çatışmasız hale gelmesini sağlayacak kadar çözüldükten sonra başlatılmalıdır. Klinisyenler koşullandırmanın giderilmesi amacıyla vajinaya sokulacak çeşitli nesneler kullanırlar. Bazıları kademeli cam kateterlerin kullanımını önerirken diğerleri kauçuk, başkaları da tampon kullanmaktadır. Nesnenin doğasının ne olduğu koşullandırma amacı açısından önemli değildir. Ben, hastalar için duygusal olarak en kabul edilebilir yöntem olduğunu gördüğümden ve suni nesnelere göre terapatik dirençleri mobilize etmesi daha az muhtemel olduğundan, hastanın ve kocasının parmağını kullanırım.

Prosedür
Hastaya yalnız başınayken bir ayna kullanarak vajinal girişini gözlemlemesi söylenir. İşaret parmağını vajinal girişe koyması ve parmak ucunun vajinal girişe sokulmasının ne hissettirdiğini görmesi istenir. Bu duygular ve bunların anlamları daha sonraki terapi seansında güven tazeleyici bir biçimde araştırılır. Buna ek olarak, hastanın bu süre içerisinde sahip olduğu herhangi bir hayal ve fantezi sıklıkla bilinçsiz güçlerin ortaya çıkartılmasında ve çözülmesinde yardımcı olur, bunlar bazı durumlarda koşullandırılmış refleksin ortadan kaldırılmasına hizmet eder. Hasta parmak ucunu sokabildiğinde, bir sonraki sefere tüm parmağını sokması söylenir. Daha sonra iki parmağını. Bazı durumlarda daha sonra kaplamasını çıkarmadan bir tamponu vajinal girişine sokması ve saatler boyunca tamamen rahatsız hissedinceye dek onu orada bırakması söylenir. Terapist koşullandırmanın giderilmesi işlemini hastayı, vajinasına bir nesne soktuğunda rahatsız edici bir anksiyete ve sıkılık hissedebileceği ancak acı hissetmeyeceği yolunda uyararak kolaylaştırabilir. Ancak ne anksiyete ne de gerginlik artacaktır. Aksine, bu duygulara bir süre tolerans gösterebilmesi halinde, bu duygular kaybolacak ve kısa zamanda penetrasyon sırasında mükemmel şekilde rahat olacaktır. Kadın parmaklarının ve / veya tamponun girişine rahat bir şekilde tolerans gösterebildikten sonra, koca prosedüre dahil edilir. Kocadan karısının vajinal açıklığını tam ışıkta incelemesi istenir. Daha sonra kadının kendi üzerinde daha önce gerçekleştirmiş olduğu prosedürü koca gerçekleştirir. Önce parmak ucunu vajinal girişine sokar. Daha sonra, kadın elini kontrol eder ve yol gösterirken, koca tüm parmağını vajinaya sokar. Başlangıçta parmağı vajina içerisinde hareketsiz tutar. Daha sonra nazikçe içeri dışarı hareket ettirir. Bunu iki parmakla yapar. Tüm bu süre içerisinde kadına penisle penetrasyon için bir girişimde bulunulmayacağının garantisi verilir. Kocanın vajinal oyun sırasında uyarılması halinde, çifte, erkeğin ekstravajinal olarak orgazm olmasını sağlayacak cinsel faaliyetlerde bulunmaları söylenir.

İlk penis penetrasyonu önemlidir. Çift bu konuda önceden anlaşır. Koca erekte olmuş penisini kayganlaştırır ve kadın kendisine kılavuzluk ederken penetrasyon gerçekleşir. Koca penisini vajina içerisinde birkaç dakika boyunca hareketsiz tutar, daha sonra geri çeker. Çift bu zamanda ekstravajinal cinsel oyunları tercih edebilir veya etmeyebilir.
İlk penetrasyon sonrasında, nazik ileri geri hareket ve daha sonra erkeğe doğru ileri geri hareket gerçekleştirilir ve genellikle bunun ardından hızlı bir şekilde orgazm gelir.

Reaksiyonlar
Bazı kadınlar için hassasiyetin giderilmesi nispeten kolay bir prosedürken diğerleri son derece kaygılı olurlar. Anksiyete genellikle beklenir, genelde penis penetrasyonundan hemen önce görülür. Penetrasyon gerçekleştikten sonra, genelde anksiyetede önemli bir azalma olur. Spastik vajinal tepki koşullandırmasının giderilmesi yoluyla gerçekleştirilen tedavinin olumlu sonucu evrenseldir, ancak çiftin tedavi sürecini tamamlaması gerekir. Bununla birlikte, çiftin penetrasyonun mümkün hale gelmesi sonrasındaki cinsel fonksiyonları açısından, sonuçlar büyük değişiklikler göstermektedir. Birçok vajinismik kadının genellikle oldukça tepkisel ve aynı zamanda klitoral uyarı ile kolayca orgazma ulaşabilir olması bir sürpriz olarak ortaya çıkmaktadır. Birçok kadın bu iyi tepkiye ilişkiye girebildikten sonra da devam eder. Hatta bazıları hızlı bir şekilde cinsel birleşme ile orgazm olabilmektedir. Bunlar için tedavi sona erdirilebilir. Diğer durumlarda, vajinismusun başarılı tedavisi kadında başka cinsel sorunların ve/veya kocada ereksiyon ve/veya boşalma bozukluklarının ortaya çıkmasına neden olur. Durum buysa, çift iyi bir cinsel fonksiyon yaşamadan önce başka tedavilere ihtiyaç duyulur.”

Vaginismus Hakkında Bilinmeyenler

*Vajinismus bir hastalık değil ailesel yani evli çifte ait bir problemdir. Kadının ve erkeğin ortak bir sorunudur. Bu nedenle cinsel terapide bir tarafın diğerini suçlamaması veya anlayışlı olması öğütlenir.
*Kişinin istediği kişiyle evlenememesi vajinismusa neden olmaz.Başkasıyla evlenseydim yine de olur muydu? sorusu hep akla gelir. Ama bu sorunun eşlerle bir ilgisi yoktur. Hatta evlenmeden önce uzun yıllar flört eden çiftlerde evlenince bu sorunu yaşayabilir.
*Cinsel terapide başarı şansını arttıran en önemli faktör eşlerin seanslar sırasında kendilerine verilen ev ödevlerini uygun bir şekilde uygulaması ve sonuna kadar tedaviye inançlarını yitirmemeleridir.
*Genel anestezi altında ilişkiye girilmesi, alkol alıp sarhoş olup cinsel ilişkiye girmesi, sakinleştirici, kas gevşetici ve antidepresan ilaçlar da tedavi edici değildir. Aksine bu tip ilaçlar cinsel isteği azaltabilir.
*Kızlık zarlarının çok kalın olması, bilinenin aksine, vajinismusa yol açmaz.
*Bu rahatsızlık ilk cinsel ilişki de ortaya çıkabileceği gibi uzun yıllar normal bir işlevsellikten sonra da ortaya çıkabilir.
*Vajinismus sosyokültürel ve ekonomik düzeyi yüksek, daha çok okuyan veya üniversite mezunu çitlerde daha sık olarak görülmektedir.
*10-15 yıldır evli olup halen ilişkiye giremedikleri için boşanan veya evliliklerini bu şekilde kabullenip aseksüe olarak yaşayan çiftlerin sayısı az değildir.
*Bir partnerle yaşanan sorun başka bir partnerle ortaya çıkmayabilir.
*Eğitim, kültür ve sosyal seviye ile ilgili değildir. Sadece cahil insanlarda olmaz, üniversite mezunu çiftlerde görülebilir.
*Ülkemizde cinsel sorunla başvuran kadınların en büyük grubunu oluşturmaktadır.
*Vajinismus problemi yaşayan kadınların yüzde 80i ve eşlerinin yüzde 90ı evliliklerinden yeterince doyum aldıklarını ifade etmektedirler.
*Vajinismuslu kadınların yüzde 57si kocalarını bu konuda düşünceli ve kendilerine yardımcı, yüzde 15i öfkeli ve saldırgan, yüzde 28i tepkisiz olarak değerlendirmektedir.
*Vajinismuslu kadınlar genellikle giriş dışındaki cinsel aktivitelerden oldukça zevk alırlar ve ön sevişmeyle orgazm olabilirler.
*Vajinismuslu çiftleri bu problemin yalnızca kendilerinde var olan garip bir sorun olduğunu düşünüp hekime başvurmazlar. Öncelikle çözümü büyü yapılmasıyla bağlandıklarını düşünerek tıp dışı alanlarda ararlar, sonuç başarısızdır.
*Vajinismus sadece cinsel ilişkiye değil, muayene ve tampon gibi bazı durumlara da müsaade etmez.
*Hemen bütün yaş grubundaki kadınları etkileyebilir.
*Görülme sıklığı her 100 kadından ikisinde bu duruma rastlanıldığıdır.
*Vajinismusda yeterli istek veya ıslaklığın sağlanamaması söz konusu değildir.
*Vajinismuslu hastalar ailelerden gelen “neden hala çocuk yapmıyorsunuz?” şeklindeki eleştiriler ile boğuşmaktan sıkıldıkları için bir cinsel terapiste baş vururlar.
*Bazen vajinismus bir koruma davranışı olarak ortaya çıkabilir. Daha önceki deneyimlerinde incitilmiş kadınlarda, cinsel ilişkiden kaçmak amacı ile vajina kaslarının kasılması ortaya çıkabilir.

Psikoterapi

Cuma, Ocak 2nd, 2009

Psikoterapi nedir? Bilimsel bir aktivite yürütebilmek için ilgili bilim dalının kullanacağı bir teknik dil lazımdır. Belirli disiplinlerde ve alt disiplinlerde bilim adamlarının birbirlerini anlayabilmesi için belirli kelimelere standart bir anlam yüklenmesi gerekir. Bilimsel aktivitenin temel şartı bir kavramın bilinen teknik anlamında kullanılmasıdır. Bu bağlamda değerlendirildiğinde psikiyatrinin de kendine ait teknik kavramları mevcuttur. Bilimsel aktivite bu teknik kavramlar sayesinde yürütülür, çalışmalar yapılır, tartışılır ve yorumlanır. Belirli bir kavrama farklı anlamlar yüklenirse bunun sonucunda kaos ve karmaşa çıkar. Psikiyatri genç bir bilim dalı olarak bu kavramlaşma sürecini henüz tamamlamamıştır.

A. Psikoterapinin Sözlük Anlamı
Psikoterapinin sözlük anlamı, ruhsal yolla tedavi etmek şeklinde tanımlanabilir. Batı dillerinde kullanılan psikoterapi terimini İngilizcesi olan “psychotherapy” kelimesinden hareketle izah edersek, bu terimin iki kelimeden oluştuğunu görürüz. Buradaki “psycho” kelimesi “psyche’ anlamına olup can ve ruh manasınadır. “Kelimenin kökeni Grekçe de yine can, nefs ve ruh anlamlarına gelen, psukh ? olup nefes almak anlamına gelen “psukhein” fiilinden türemiştir. Kelime Latinceye “ps?ch ? (psişe)” olarak geçmiştir. Terapi kelimesi de (İngilizce Therapy) bir hastalık ya da bozukluğun tedavisi demek olup, kelimenin kökeni Grekçe “tıbbi olarak tedavi etmek” anlamına gelen “threapeuein” fiilinden türeyen “therapeia” kelimesidir. Bu iki kelimenin birleşmesinden meydana gelen psi¬ko¬te¬ra¬pi ( psychotherapy) teriminin sözlük anlamı ruhsal tedavi demektir. Burada ruhsal tedaviden kasıt psi¬şik hastalıkların ilaç ve cerrahi yöntemler kullanılmadan tedavi edilmeye çalışılması anlamına gelmektedir.

B. Psikiyatrideki Teknik Anlamı
Yukarıda verilen açıklamalarla birlikte psikiyatrinin, bilim dilinde ortak olarak uzlaşılmış bir anlamı mevcut değildir. Psikoterapiye verilen anlamlar çok geniş bir yelpazeye yayılmaktadır. Bunlar, hasta ile hekim arasındaki her konuşmayı bir psikoterapi olacak şekilde yorumlayarak psikoterapiyi en geniş anlamıyla alan eğilimlerden belirli ruhsal hastalıkları, belirli tedavi teknik ve stratejileriyle, belirli şartlarda uygulamayı standardize etmiş olup, terimi dar anlamıyla kullanan eğilimlere kadar bir dağılım göstermektedir. Bu durumda karşımıza, müphem ve çerçevesi çizilmemiş bir terim çıkmaktadır. Bazı bilim adamlarına göre, her hekimin her hastasına uyguladığı yaklaşım özel bir psikoterapi iken; bazılarına göre ise ancak çok katı kuralların uygulandığı standardize edilmiş programlar psikoterapidir. Psikoterapi teknik bir bilimsel terim olarak ele alınacaksa mutlaka çerçevesi belirlenmeli, programı yapılandırılmalı ve evrensel uygulanabilirliği standardize edilmelidir. Eğer psikoterapiden kastedilen şey; hastanın medikal ve cerrahi tedavi yöntemler dışındaki her yöntemle kendini iyi hissetme hali ise bu çok geniş bir alanı kapsamaktadır.

Bu bağlamda öğretmenin öğrencilere verdiği bilgilendirme, telkin, ikna, modelleme; din adamının cemaatinde uyguladığı benzer uygulamalar, ebeveynin evladına gösterdiği yaklaşımlar, şamanın halkına verdiği tılsımlı ve gizemli bilgi ve malzemeler sonuçta bir etki yaratmaktadır. Bunların hepsine de psiko-terapötik etki demek mümkündür. Bir şeyin etkili olması farklı bir şey; bilimsel olması ise farklı bir şeydir. Bu etkiyi yaratan faktörlerin neler olduğu, etkin tarafın konumu, tavrı, hareketi, statüsü ve mistik gücü gibi faktörler mi yoksa kullanılan malzemenin (konuşma, söz, tılsım, muska, büyü vs.) içeriği veya edilgen tarafın iç dünyasında hazırladığı şablonlar mı olduğu konusu tamamen ayrı bir araştırma konusudur.

C. Bir Disiplin Olarak Psikoterapi
Biz burada çeşitli insan ve kurumların, çeşitli yöntem ve araçlarla yarattığı etkinin nasıl, kime, nerede ve ne zaman etki ettiğini araştırmanın ayrı bir konu olduğunu; bilimsel bir disiplin olarak psikoterapinin çerçevesinin, aracının, hedefinin, etki alanının ve sınırlarının ne olduğunun belirlenmesinin de ayrı bir konu olduğunu belirtmek istiyoruz. Birinci bağlamdaki psiko-terapötik etkiyi başka bir yerde incelemek üzere bir tarafa bırakırken, temel konumuz olan psikoterapiye dönmek istiyorum. Başlangıçta çok muğlâk ve çerçevesi çizilmemiş olan bu kelimenin psiko-terapötik etki yaratan tıp dışı faktörleri bir kenara bıraktığımızda muğlâklığının büyük ölçüde azaldığını görüyoruz. Burada kastettiğimiz psikoterapi, hekimle hasta arasında ilişki bağlamında değerlendirilir. Bunun dışındaki yaklaşımların hiçbiri psikoterapi kelimesiyle ilişkilendirilemez. Hastayla hekimin arasındaki ilaca ve cerrahi müdahaleye başvurmadan yapılan ve hastalığı olumlu yönde etkileyen yaklaşımların tümü psikoterapi midir? Hayır. Tıp bilimi, dâhili ve cerrahi hastalıklar olmak üzere iki ana grupta kümelenmiş onlarca alt disiplini barındıran ve hastalarını medikal ve cerrahi yöntemlerle tedavi eden birçok bilim dalını içerir. Ruhla bedenin iç içe geçtiği, bedensel rahatsızlıkların ruhu etkilediği; ruhsal rahatsızlıkların bedeni bozduğu bir sistem içerisinde hekimlerin hasta ile kurdukları her türlü iletişim pozitif veya negatif bir etki yaratabilir. Bu etkilerin pozitif olanlarına psikoterapi demek mümkün müdür? Bu sorunun cevabı da yine ‘hayır’dır.

Psikoterapi, hastalığı belirli bir psiko-patolojik anlayış içerisinde, belirli bir kavram dizinine oturtarak ve yapılandırılmış bir program içerisinde tedavi etmek amacıyla planlı bir şekilde yürütülen uygulamalardır. Peki, böyle bir uygulama var mıdır? Evrensel olarak kabul edilmiş, standardize edilmiş tek bir psiko-patolojik anlayışa dayanan böyle bir psikoterapiden bahsetmek henüz zor görünmektedir. O halde psikoterapi ya da psikiyatri bir bilim değil midir? Bunu bu şekilde ifade etmek haddi aşmak olur. Tek bir psikoterapiden bahsetmek de cüretkârlıktır. Tıbbın en kesin en net olarak bildiğimiz hastalıklarında dahi tedavi yaklaşımları, stratejileri ve uygulamaları açısından geniş bir yelpaze söz konusudur. Hatta bu yelpazenin uçları birbirine zıt noktalara kadar gidebilmektedir. Henüz psikiyatrik bozuklukların birçoğu hastalık olarak dahi tanımlanmamışken bunların tedavilerinde standardize edilmiş ve evrensel olarak uygulanabilir bir programın çıkması imkânsıza yakındır veya çok zordur.

Her bilim dalında evrensel gerçekliğin bir alanını deşifre etme çalışmaları yoğun bir şekilde sürmektedir. Evreni bir yap-boz’a benzetirsek yap-boz’un parçaları yavaş yavaş birleşerek görüntü ortaya çıkmaktadır. Bu gayretlere bilimsel çalışmalar diyebiliriz. Bir yap-boz parçasının yapısını devasa bir kütleye benzetirsek ve bu yap-boz’un içindeki küçük bir yap-boz parçasının devasa bir yapı olduğunu, o yap-boz parçasının içinde de küçük yap-boz parçacıklarının olduğunu varsayalım. Burada tıp, büyük bir yap-boz iken bilim dalları bu yap-boz’un parçalarıdır. Bunlardan biri olan psikiyatri insanı anlamanın çözmenin bir yolu olan tıp yap-boz’u içindeki yerini alırken bu psikiyatri yap-boz parçasının içindeki hastalıklar, bozukluklar ve tedaviler bu yap-boz’un sınırlarını netleştirmektedirler. Bunların bazısı net ve açık, bazısı sisli, bazısı değişken ve bazı parçalar da eksiktir. İşte bu parçaları anlamlandırabilmek için hipotezler ve teoriler gündeme getirilmektedir. Bunlar sınandıkça ve test edildikçe doğru olanlar kalmakta, yanlış olanlar dışlanmaktadır. Böylece her gün yeni bir yap-boz parçacığı ana yap-bozdaki yerini almaktadır. Psikiyatri içerisinde psikoterapi de sınırları zaman zaman muğlâk, zaman zaman belirsiz, zaman zaman değişken bir yap-boz parçasıdır. Ama yap-boz her gün daha netleşmekte, daha bütünleşmekte ve parçalar bütünleştikçe karşımıza yeni bir resim çıkmaktadır. Biz burada bu resmin oluşum çizgilerini görmeye çalışıp tepeden bakarak bütünü yakalamaya gayret edeceğiz. Gerçeğin parça parça ortaya konduğu bilimsel aktiviteleri olabildiğince kuşatarak, notaların yanında besteyi okumaya çalışacağız.

D. Psikoterapi Türleri
Psikoterapi iki kişi arasında geçen sıradan bir sohbet değildir. Psikoterapi insanı izah eden, insanın gelişimini açıklayan felsefi ve bilimsel bir arka plana, bir insan modeline dayalı bir sistemi kabul ettikten sonra bu sistemden belirli nedenlerle sapma gösteren yapıların belirli stratejilerle düzeltilmesini amaçlayan bir bilimsel disiplindir. Peki, bu psikoterapi tek bir yöntem midir? Hayır. Bugün dünyada sekiz yüzün üzerinde psiko-terapötik teknik uygulandığı iddia edilmektedir. Bunların çoğunu biz de bilmemekteyiz. Ama bunları ana başlıklar altında incelersek bunların dört ana kümede toplandığını görürüz:
Bunlar:
1- Kaynağını Pavlov’un hayvanlar üzerinde yapmış olduğu çalışmalardan alan ve koşullu şartlanmayı temel kabul eden Davranışçı Psikoterapi tekniği.
2- İnsanı hayvandan ayıran temel yapının düşünce olduğunu iddia eden ve algılama farklılığı üzerinde duran Bilişsel Psikoterapiler.
3- İnsanın problemlerini kesitsel olarak almayıp geçmişle bütünleştirerek, geçmişin ana şablonlarının bugünkü izdüşümleri yarattığına inanan Dinamik Psikoterapiler.
4- İnsanın en temel varlık nedenlerini irdeleyen ve cevap bulunamayan sorularla ilintili olarak insanın kriz yaşadığını iddia eden Varoluşçu Psikoterapiler.

Buna göre ilk psikoterapi çalışmaları davranışı ele alan davranışçı psikoterapi teknikleridir. Davranışçı psikoterapi insanı mutsuz ve huzursuz eden, sıkıntıya neden olan davranışları düzeltmeyi amaçlayan psikoterapi tekniğidir. Bu teknik kişiye rahatsızlık veren belirli davranışları bir anlam çerçevesi içerisinde değerlendirmiş, standardize etmiş, nasıl geliştiğini anlatmış, bunu bilimsel çalışmalarla ispat etmiş ve bunların belirli tekniklerle değiştirilebileceğini kanıtlamış olan tedavi tekniğidir. Kaynağını daha çok Pavlov’un köpekler üzerindeki deneylerinden almıştır. Hayvan deneylerinde, Pavlov, Torndike, Skinner’in yaptığı hayvan davranışları model alınarak insan davranışları izah edilmiş ve davranışların oluşum sürecine bakılarak tedavi teknikleri geliştirilmiştir. Görüldüğü gibi burada bir insan anlayışı ve modeli vardır. Davranışlar laboratuarda test edilmiş, incelenmiş ve bunlara uygun tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. İnsanı davranışçı ekolün bakış açısıyla izah etmek, insan yap-boz’unun bir parçasını açığa çıkarmaktır. Canlılar belirli etkilere maruz kalınca belirli tepkiler vermektedir. Belirli uyaranlar bazı uyarıcılarla eşleştirildiğinde benzer sonuçlara ulaşılmaktadır.

Pavlov’un klasik koşullu refleks olarak isimlendirdiği bu davranışsal öğrenme modeli insanların da birçok davranışını izah etmektedir. Bunun detaylarıyla ilgili birçok çalışma yapılmış, uyaranların insan davranışlarında ne tür etki yarattığı, bunların nasıl oluştuğu, nasıl ortadan kalktığı ve nasıl tekrar aktive edildiği bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır. Sosyal öğrenme  ve modelleme teorileriyle ilgili bilgilerimiz geliştikçe insanların davranışlarını anlamamız ve izah etmemiz daha kolay olmaktadır. Bu model insanın iç dünyasına girmeden onu dıştan gözlemleyerek hareketlerin neden ve niçinlerini araştıran, tüm davranışları belirli kalıplarda izah etmeye çalışan ve daha çok bir öğrenme modeline dayanan bir yaklaşım tarzıdır.
İnsan, hayvana göre daha gelişmiş şartlı reflekslerden ibaret, daha komplike bir hayvan mıdır? Yoksa insan belirli uyarıcılara karşı belirli tepkileri verme mecburiyetinde olan, robota benzer bir hayvan mıdır? Ya da insan etrafında modellediği davranışları otomatik olarak yapmaya mahkûm, aciz bir organizma mıdır? İnsanın tüm varlığını şartlı refleksler ve sosyal öğrenme modeliyle izah etmek mümkün değildir. İnsanın bir takım davranışlarını bu kalıplara sokmak uygun iken birçok davranışın arkasında öğrenme ilkelerinin çok ötesinde bir takım karmaşık sistemler mevcuttur. Elli tane köpeği alıp bir laboratuara koyduğumuzu varsayalım. Her öğle yemeğinde yemekleri hayvanların önüne koyduğumuzda bir zili çalalım yemekle zil uyaranını eşleştirelim. Pavlov’un yaptığı bu deneyi biz de uyguladığımızda bir süre sonra önüne yemek koymadığımız halde köpeklerin salyalarının aktığını hep birlikte hayretle tespit edeceğiz.

Aynı deneyi insanlara uyguladığımızı düşünelim. Elli insanı bir lokantaya koyup, her gün aynı saatte yemek verelim ve her yemek vakti zile basalım. Bir müddet sonra zili çaldığımızda ne tür tepkiler alacağız. Muhtemelen insanların bir kısmının salyası akacak. Bir kısmı bu şakaya sinirlenecek, bir kısmı ise küfredecek ve bir kısmı da camı çerçeveyi indirecektir. Bunun böyle olacağını ispat etmek için elli insanı böyle bir ortama sokmaya gerek yoktur. Çünkü bu her gün tezahür etmektedir. Büyük bir depreme maruz kalan insanlar aynı bölgede, aynı şartlarda, aynı depreme, yani aynı uyarana maruz kaldıkları halde o insanların aynı tepkilerde bulunması beklenirken hepsi farklı tepki vermektedir. Depreme maruz kalanların bir kısmı korku ve panik içine düşmekte, bir kısmı depresyona girmekte, bir kısmı öfkelenmekte; bir kısmının inanç ve değer yargıları değişmekte, dindar olanlar dinsiz, dinsiz olanlar dindar olabilmektedir. Bunun gibi farklı sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Uyaran aynı olduğunda tepkilerin aynı olması beklenirken farklı tepkiler ortaya çıkmaktadır. Burada davranışçı ekol çaresiz kalır. İnsanların davranışının ön plana çıktığı patolojik durumlarda, davranışçı terapi teknik ve stratejileri çok yararlı sonuçlar sağlamıştır. Özellikle fobilerin tedavisinde, yüzleştirme, cevap engelleme ve kaçınma, davranışı ortadan kaldırmaya yönelik davranışçı tedavi ilkeleri, taklit, modelleme, rol provası gibi diğer davranışçı tekniklerle birleştirilerek çok yararlı sonuçlar elde edilmiştir. Fobilerin bir grubunda (özellikle soysal öğrenme ve modellemeye göre öğrenilmiş fobilerde) davranışçı terapi teknikleri işe yararken daha karmaşık ve kompleks nedenlere dayalı fobilerde davranışçı terapi yetersiz kalmaktadır.

Bu durumda yap-bozun yeni parçalarını ortaya çıkarmak ve anlamlandırmak gerekmektedir. Bu kez karşımıza yeni bir teori ile bilişsel (kognitif) psikoterapi çıkmaktadır. Bunlar bir taraftan davranışçı sosyal öğrenme ve modellemeyi kabul ederken, diğer yandan insanın tüm davranışlarını izah etmek için bu yaklaşım tarzının yetersiz olduğunu ileri sürerler. Bilişsel ekol insanın bir hayvan olmadığını, hayvandan farklı olarak algılama araçlarıyla dışardan algı alan, bunu bilgi olarak değerlendiren, beyinde insan olmanın temel özelliği olan yorumlama kavramıyla algılanan bilgiye şekil veren ve bu bilgiyi yorumlayan, yoruma bağlı olarak da tepki gösteren bir varlık olduğuna inanmaktadırlar. Her şey beyindeki komutakontrol bölgesindeki yorumlama merkezi tarafından idare edilmektedir. Beş duyu ile alınan algılarımız özel, bireysel ve sübjektif filtre sistemlerinden geçirilerek merkeze alınmakta, merkeze alınan bu bilgiler orijinal yapılarının dışında bir anlama büründürülebilmekte ve bu anlamlandırmaya bağlı olarak da cevaplar üretilmektedir. Sistem basittir: girdi=> yorum=> çıktı.
Bu bağlamda her türlü dışsal algı, her türlü değişime tabi tutularak her türlü sonucu mümkün kılmaktadır. Burada tam bir kaos, karmaşa veya rölativite  vardır. Bir telefon santralindeki sekreterin telefon hatlarını istediği hatta bağlayabilmesi gibi bir model çıkarılabilir. Fakat bilişsel ekol bu sistemin kaotik, kompleks ve rasgele çalışmadığını göstermiştir. Bilginin algılanmasından başlayarak, cevabın oluşmasına kadar geçen süredeki bilgi işleme sürecinin belirli bir model-yapıyla oluştuğunu bize göstermiştir. Eğer bir bilgi, yanlış bilgilendirmeye tabi tutulacaksa, değiştirilecekse, bozulacaksa ve yok sayılacaksa bunun için beynimiz özel yöntemler uygulamaktadır. Mesela beyin, seçici algılama, abartma, küçümseme, bireyselleşme, genelleştirme, ya hep ya hiç tarzında düşünme veya keyfi çıkarsama gibi yöntemlerin birini veya birkaçını uygulamaktadır. İnsan beyninin bilgiyi nasıl işleme tabi tuttuğu ve nasıl yorumladığı ile ilgili üç katmandan oluşan bir izah getirilmektedir. Bunlar, bir Hindistan cevizi gibi üç katmandan oluşur. En dış katman, kabuk kısmı, patolojiye neden olan öğrenilmiş olumsuz düşünceler katmanıdır. Orta katman, kişinin temel kabulleri veya sayıltılarıdır. En alt katman ise çekirdek kısım veya Hindistan cevizinin öz suyunun bulunduğu yer, temel şemalardır. Bunu her insanın bir mevzuat hiyerarşisi olarak kabul edersek, tüzük ve yönetmelikleri olumsuz otomatik düşüncelere; kanunları, temel kabullere; ana yasa maddelerini de temel şemalara benzetebiliriz. Bu metaforik örneklerden yola çıkarak, Hindistan cevizinin dış kısmına ulaşmak kolaydır. Tüzük ve yönetmelikleri bir bakanın ve genel müdürün değiştirmesi mümkün olduğu gibi bu bağlamda olumsuz otomatik düşünceleri değiştirmek, düzeltmek, yakalamak, yüzeydeki bir alanda daha mümkündür. Bunların arkasındaki gizil ve görünmeyen temel kabulleri yakalayabilmek için Hindistan cevizinin kabuğunu geçip orta katmanına ulaşmak lazımdır. Bu husus, olumsuz otomatik düşünceleri yakalamaktan daha zor ve daha çok dikkat gerektirir. Bunları yakaladıktan sonra değiştirmek ise, tüzük ve yönetmeliklere göre yasaları değiştirmenin zorluğu gibidir. Temel kabullerin ve sayıtlıların üzerine bina edildiği temel şemaları yakalamak ve kavramak, Hindistan cevizinin öz suyuna ulaşmak kadar zordur. Temel şemalara ulaşıldığında ki bunlar bebekliğimizden ve çocukluğumuzdan getirdiğimiz ana kimlik ve kişilik iskeletleridir, bunları değiştirmek anayasanın maddelerini değiştirmek kadar güçtür.
Bilişsel insan anlayışı bu üçlü katmana bağlı olarak insanın bir kimlik geliştirdiğini, bir kendilik ve dünya algısının olduğunu, kendini ve dünyayı bu üçlü filtre sisteminden veya merceğinden geçirdikten sonra bir anlam yükleyerek kabul ettiğini ve buna bağlı olarak da tepki/cevap ortaya koyduğunu göstermektedir. Hastalıkların oluşum zincirinde bu yapıyı ortaya çıkarmak mümkündür. Yapının oluşum ve gelişim modelini bu şekilde izah edebiliyorsak, bunu değiştirmenin de mümkün olabileceğini varsayabiliriz. Bilişsel çarpıtmalarla, bu üçlü katmandaki hatalarla oluşmuş olan hastalıklar, bunlara göre uygun olarak geliştirilmiş olan bilişsel tedavi stratejileriyle düzeltilebilmektedir. Davranışsal tedavi tekniklerinin yetersiz kaldığı birçok durumda hastaya bilişsel tekniklerle yaklaşıldığında bilişsel psiko-terapötik tekniklerin olumlu sonuçlar doğurduğunu görmekteyiz.

Bu bilgilerin ışığında yap-bozun ikinci parçası da netleşmektedir. Notalar ortaya çıktıkça bestenin ahenkli melodileri de duyulmaya başlamaktadır. Fakat hastaların bir kısmı hala karşımızda direnmekte, davranışçı gayretler, bilişsel tekniklerle açığa çıkarılan otomatik olumsuz düşünceler, temel kabuller ve şemalar hasta tarafından garip bir şekilde bertaraf edilmekte, dışlanmakta ve kabul edilmemektedir. Hasta size iyileşmek için gelmekte, ancak verdiğiniz programları uygulamamakta, kısaca direnç göstermektedir. Direnç için bilişsel terapinin yapabileceği hiçbir şey yoktur. Çünkü direnç bilinçdışı  dinamiklerle işleyen psiko-dinamik yapının temel bir kavramıdır. Hastayı ne kadar bilgilendirirseniz bilgilendirin, hastaya ne kadar bilişsel iç görü kazandırırsanız kazandırın, hasta çocukluk dönemindeki yaşantıladığı anne, baba, çocuk üçgenindeki temel yapıları bugünkü yaşantısında hep tekrarlamaktadır. Bu yapıyı bilişsel tekniklerin yöntemi doğrultusunda akılla, mantıkla ve bilgiyle değiştirmek mümkün değildir. Bu yaşantılama tekrar sahneye konmalı, bir üst kalıp üzerinden geçilerek yeni bir biçime/kalıba dökülmelidir. Tedavi ancak o zaman mümkün olabilmektedir. İşte bu yeni tarz yaklaşıma psiko-dinamik yaklaşım modeli denmektedir.
Psikodinamik model kaynağını Sigmund Freud’dan alarak bugüne kadar birçok değişim, gelişim ve farklılaşma göstermiş dahası geniş ve dinamik bir yelpazede birçok ekolün kurulmasına öncülük etmiştir. Bu model, insanı en geniş bir şekilde tanımlamaya çalışmakta, insanın ruhsal yapısının gelişim evrelerini ortaya koymakta, bu gelişim evrelerinde meydana gelebilecek zararlı etkilere bağlı olarak ortaya çıkabilecek hastalıklı sonuçlar hakkında öngörülerde bulunabilmektedir. Böyle bir insan modeli bu evreleri detaylı bir şekilde izah etmekte, bu evrelerde meydana gelebilecek hata, arıza, bozukluk ve yanlışlıkların nasıl ortadan kaldırılıp tedavi edilebileceği ile ilgili bir standart program ortaya koymaktadır. Bu programın uygulanmasında değişik psiko-dinamik modeller arasında çeşitli teknik farklılıkların bulunmasına rağmen, insanın ruhsal modeli anlayışları açısından aynı, fakat tedavi stratejileri bakımından yaklaşımları farklıdır. Davranışçı ve bilişsel modellerle izah edemediğimiz, izah etmeye çalışsak bile tedavi edemediğimiz vakalarımıza dinamik bir formülasyonla yaklaştığımızda olayın çözümlendiğini görmekteyiz. psiko-dinamik yaklaşım, insanı sadece bir davranış, bir bilişsel süreç olarak değil; onu, davranışı, düşüncesi, duygulanımı, sosyal yapısı, ailesi, coğrafi yapısı ve kültürel özellikleri ile bir bütün olarak ele almakta, buradaki dinamik yapının ve etkileşim sistemlerinin nasıl oluştuğunu ortaya çıkarmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda da normal bir bireyin gelişiminden bireysel patolojinin oluşumuna, tarihsel belirleyicilikten dinî inançların oluşumuna, siyasetten edebiyata geniş bir yelpazede kendisine ilgi alanları bulmuş, tartışmaya açılmış ve böylece psiko-dinamik yapı birçok alana eklemlenmiştir. Siyaseti, sanatı, edebiyatı, kısacası insanı ve insanın ürettiklerini etkilemiştir.

Tüm bu bilinenlere rağmen insan ruhsal yap-bozunda bilinmeyen o kadar çok şey vardır ki yüzyıl önce bildiklerimize baktığımızda, bugün bildiklerimiz muhteşem ve harikulade bir noktadadır. Bildiklerimiz arttıkça cehaletimizin boyutunu ve derinliğini kavramaktayız. Bilinmedik o kadar çok şey var ki! Psikoterapi ve psikoterapistler cahilliğin cesurluğunu yaşamaktadırlar. Uğraştığımız ve düzeltmeye çalıştığımız yapı o kadar komplike, karmaşık, kaotik ve ama bir o kadar da kendi içinde düzenli, tutarlı, determinal (zorunlu nedensel) bir yapı içermektedir. Milyonlarca faktörün bir araya getirdiği ruhsal aygıtın bir faktörünün değişmesiyle diğer faktörlerin hepsi etkilenmekte ve ortaya çok farklı sonuçlar çıkmaktadır. Ruhsal yapıda müthiş bir rölativite  (görecelik) vardır. Ruhsal yapı zaman kavramını geçmişi ve geleceği bugüne taşıyarak yaşayabildiği gibi, bugünün yapısını geçmişi örtmek ve geleceği belirlemek için de kullanabilmektedir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi insanın ruhsal yapısı katman katmandır. Bazı bilim adamlarına göre ruhsal aygıtın en basit, en anlaşılabilir kısmı ve katmanı dışta gözlemlediğimiz davranışsal kalıplardır. Davranışsal kalıplar en kolay çözümlenebilen, anlaşılabilen, bozukluğu varsa tedavi edilebilen yapılardır. Onun altındaki katman bilişsel katmandır. Burada işler biraz daha karmaşıklaşmakta; davranışla etkileşerek, davranışı etkilemekte ve davranıştan etkilenmektedir. Daha derin katmana indiğimizde psiko-dinamik bir yapıyla karşılaşıyoruz. Burada işler daha da karışmakta sistem daha da komplike olmakta, girdiler çoğalmakta, girdilerin şekil değişikliği çeşitli kılıklara bürünebilmektedir. Bu temel girdiler bilişsel süreçleri, bilişsel süreçler de davranışı etkilemekte, davranış ve bilişsel süreçler dinamik yapıyı değiştirebilmekte ve farklı kılıklara sokabilmektedir. Çekirdeğe indiğimizde en derin katmana ulaşıyoruz. İnsanın varoluşsal katmanı. Bu katman tüm şekil şartlarından uzak, dışsal gerçekliğin zorunluluklarından uzak, kendi içsel varoluşunu sorgulayan bir zihnin yarattığı bir insan anlayışıdır. Bu katmanı konu edinen varoluşçu psikoterapi, insanın bu içsel varoluşunda yaşadığı varoluşsal krizlerini irdelemeye çalışmaktadır.

Her insan tüm yaşantılarının arkasında temel birkaç sorudan kaçmakta ve bu sorulara cevap aramaktadır. Hepimizi ürküten bu sorular zaman zaman patolojilerimizin temel kaynağını oluşturabilmektedir. Hayatın anlamı nedir? Geleceği bilmek ve belirlemek bugünden mümkün müdür? Geleceğin belirsizliği karşısında ne yapabilirim? Bugünkü mevcut konumumu ben mi oluşturdum, bu konumda olmamın nedeni ben miyim, yoksa başkaları mı? Geleceğim ile ilgili bildiğim tek şey ölüm  gerçeği iken niçin bir ömür boyu bunu yadsıyorum, inkâr ediyorum. Göbek kordonumun kesildiği andan itibaren anneden ayrıldığım gerçeği yani yalnız olduğum, duygularımın, düşüncelerimin, acılarımın kederlerimin ve sevinçlerimin sadece bana ait olduğu ve benim içimde yaşantılandığı gerçeğini yani yalnız olduğum gerçeğini kabul mü edeceğim, yoksa kendimi mi kandıracağım? İşte bunlar temel sorulardır. Ya bu soruları inkâr edeceğiz. Bir yanılsamanın içinde kaybolup gideceğiz, ya da bizim irademiz dışında varolduğumuz bir dünyada bilmediğimiz bir süre içerisinde, bize verilen enstrümanı en güzel bir ahenkle çalıp varoluşumuzun keyfini mi yaşayacağız. İşte varoluşçuların insanı ve dünyayı anlama, kavrama ve yorumlama şekli budur.

Bu bakış tarzından yola çıkan varoluşçu terapistler insanın bir takım sıkıntı ve problemlerini bu varoluşsal sorulara atfetmekte, kişinin ölüm, yalnızlık, belirsizlik ve anlamsızlık karşısında yaşadığı çaresizliği patolojik bir varoluşla yatıştırmaya çalıştığını, anksiyeteyi ve sıkıntıyı hissettikleri hiçlik ve yokluk karşısında bir ödün olarak verip varoluşu hissettiklerini savunmaktadırlar. Varoluşçu terapistler bu soruların cevaplarını anksiyete  oluşturmadan çözümleyecek cevaplar araş¬tır¬mak¬ta¬dır¬lar. Hastalarına bu yolla yardımcı olmaya çalışarak varoluşçu psikoterapi uygulamaları yürütmektedirler. Hastaları etkilemekte, teşhis koymamakta, onları anlamaya çalışmakta ve her bir vakayı özgün kabul etmektedirler.
Yap-bozun diğer bir parçası da açığa çıkmaya başladı. Her bir yaklaşım, her bir bilimsel aktivite insanı anlamamızda ve yorumlamamızda bize yeni bir ışık tutmakta ve yap-bozun yeni bir parçasını bize sunmaktadır. Dört katmanda izah ettiğimiz insana bakış tarzı, birbiriyle uyumsuz görünse de bu sistemler bir bütün olarak varlığını sürdürmektedir. Bu katmanların herhangi bir zaman diliminde herhangi bir fenomene istinaden aktive olması ile birlikte görünür tablo tamamen değişebilmektedir. Bir yangının başlangıcı bir kıvılcım olduğu gibi aynı ateşi su söndürebilmektedir. Bu da insanın ruhsal yapısının bireye özgü göreceli bir yapı olduğunu göstermektedir. Bu yapı zamana, mekâna ve şartlara göre her an değişebilen, uyum sağlama yeteneği olan ve farklılaşan bir yapıdır. Bu bizlere muğlâklık, müphemlik, sınırsızlık ve karmaşayı çağrıştırsa bile değişebilen dinamik yapı değişebilmeyi, müdahaleyi, düzenlemeyi ve tedaviyi mümkün kılmaktadır. Bu da bizim kazancımızdır. İnsan etkileyen ve etkilenen bir varlıktır.

E. Bütüncül Psikoterapi
Bütün bu psikoterapi teknikleri tek başına ele alındığında insanın gerçeğinin bir tarafını izah etmekte ve bütünü izahta yetersiz kalmaktadır. Biz burada bu psikoterapi tekniklerinin bir insanın bütüncül olarak izah edilmesi yolunda nasıl kullanılabildiklerini araştırmak ve bulgularımızı sizinle paylaşmak istedik. Bu çalışmamızda her birimizin hikâyesi olan ruhsal yolculuğumuzun muhtelif yanlarını ve görüngülerini vaka örnekleriyle tartışmak, incelemek ve onlara uyguladığımız terapilerin sonuçlarını birlikte görmek ve değerlendirmek istedik.
Tek bir teoriye saplanıp kaldığımızda bir klinisyen olarak nasıl bir çıkmaza girdiğimizi defalarca yaşadık. Bu açmazdan çıkmanın tek yolu, geliştirilmiş olan psiko-terapik yaklaşımların her birinin hangi hastaya hangi aşamada uygulanabileceğinin teorik temellerinin oluşturulması zorunluluğudur. Psikoterapinin bu açmazı ortadan kaldırılabilir. Çağdaş gelişmeler psikoterapi tekniklerinin bu bütüncül yaklaşıma doğru seyrettiğini bizlere göstermektedir. Burada bağnazca bir tavır takınıp tek bir teoriye saplanıp kalmak hem kısırlığa neden olur hem de hastaya yeteri kadar yararlı olmayı engeller. Bu noktadan hareketle klinik tecrübelerimizden de yararlanarak arzulanan yeni bir bütüncül terapi yöntemine yönelik bir teori ve uygulama taslağı ortaya koymaya çalışacağız.

Batıda geliştirilen insan modellerinden ve tedavi yaklaşımlarından birini katı bir şekilde benimseyip uygulamamızı engelleyen ve böyle bütüncül bir modeli benimsememizi gerektiren bir diğer neden de yaşadığımız toplumun kültürel ve sosyal gerçekliği ile ilgilidir.

Batıda geliştirilmiş olan insan modelleri ve tedavi stratejileri evrensel insanı tanımlamakta çok net ve açık bilgiler vermektedir. Bu bilgileri insanımıza uygulamak mümkündür. Ancak uygulamadaki hekim hasta ilişkilerindeki sıcaklığın derecesinden, terapi odasının düzenlenmesine; ücret ilişkisinden, terapi saatlerinin belirlenmesine, insanın kutsallarının konuşulmasından, mahremiyet alanına girmeye kadar çeşitli konulardaki zaman ve zeminsel yapıyı ancak kültürel bağlamda ele alabiliriz. Bunun da çerçevesini sosyo-kültürel yapı belirler. Psikoterapi bio-psiko-sosyal bir varlık olan insanın problemlerini halletmek için ortaya çıkmış bir disiplindir. İnsan mutlu ve huzurlu olabilmesi için biyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarını giderebilmeli, sosyal çevreye de uyum sağlayıp kendini orada var edebilmelidir. İddia ediyoruz ki her ülkenin kültürü farklı bir psikolojik örüntüler ağı oluşturmaktadır. Dolayısıyla kültürel farklılıklardan kaynaklanan sosyal yapı buna uygun psikoterapi tekniklerinin oluşturulmasıyla çözümlenebilir. Batı insanına göre oluşturulmuş psikoterapi uygulama ve yaklaşımları farklı kültürlerde işlerlik arzetmeyebilir. Biz de bunun müşahhas örneklerini kendi klinik tecrübelerimizde mükerrer defalar gördük.

Ülkemiz insanı kısa sürede somut bir takım değişimler beklerken batı insanı programa uygunluk açısından daha uyumlu davranmaktadır. Kısa sürede bir takım problemlerin halledilmesi çoğu kez imkânsıza yakın bir durum arzeder. Ama siz bizim uyguladığımız yoğunlaştırılmış hücum tedavisi süresi içerisinde on beş gün süre boyunca hastanıza genel bir şablon çizebiliyorsanız, bir formülasyon oluşturabiliyorsanız, samimi ve içten olduğunuzu gösterebiliyorsanız ve bu süre içerisinde bir takım değişimleri oluşturabiliyorsanız tedavinin sürekliliğini ve kalıcılığını temin edebilmeniz ancak böylece mümkün olabilmektedir. Aksi takdirde standart haftalık terapi uygulamalarını Batıdaki gibi uygulamaya kalkarsanız hastalarınızın yüzde sekseni veya doksanının ilk üç ayda tedaviyi bıraktığını görürsünüz.

Batı uygulamalarında hasta ile hekim arasındaki ücret, hak edilen bir ücret olarak takdir edilirken ülkemiz insanında sömürülme, kandırılma ve aldatılma duygularının ön plana çıktığı ve hastanın bu konuda öncelikli olarak güveninin tesis edilmesi gerekliliği, tedavinin sürekliliği açısından çok büyük önem arz etmektedir. Bu konu Batı standartlarında bu kadar önemi haiz değildir. Çünkü bu konu sigorta şirketleri tarafından doğal olarak halledilmektedir.

Bir başka konu da, sosyo-kültürel yapımıza uygun olarak bir takım psikolojik problemler, paranormal olaylarla (cin, büyü, sihir vb.) izah edilerek bir çıkış yolu bulunurken, batı normlarıyla hastamıza yaklaştığımızda bunlara rahatça psikoz teşhisi koymamız mümkündür. Nitekim yurtdışında çalışan işçilerimizin, uzun yıllar yanlışlıkla psikoz teşhisiyle tedavi edilmeye çalışıldığını gözlemlemekteyiz.

Ayrıca geleneksel aile modelleri ve sülale kavramı içinde yetişmiş bireylerin, bağımsız bir birey gibi kabul edilip bu sülale ve aile bağlamı dikkate alınmaksızın tek başına terapiye alınmaları durumunda sistemin işlemediği ve tedavinin etkin olmadığı gözlemlenmiştir. Aile ve sülale dinamikleri göz önüne alınarak yapılan tedavilerde ise başarıya ulaşılmıştır. Bu tip yaklaşımlarda kültürel altyapının, dinî içeriğin, örf, adet ve geleneklerin çok iyi bilinmesi ve genel toplumsal eğilimlerin gözetilmesi, tedavinin başarısı için elzem olan asgari şartlar olarak görülmektedir. Bu yapılara yabancı olan terapistlerin hastaya yardımcı olamadıkları da gözlemlenmektedir. Tüm bunları göz önüne alan esnek bütüncül bir modelin oluşturulmasıyla birlikte, hem hastalarımıza hem de konuyla ilgili hekimlerimize ışık tutacağımız kanaatindeyiz.

Yerel uygulamaların evrensel bütünlüğün bir parçası olması şuuru içerisinde geliştirdiğimiz modelin diğer farklı kültürlerde de uygulanabilirliğinin ve bu esnekliğin oralarda tesis edilmesinin gerekliliği evrensel bilime bir katkı olacaktır. Burada konu sosyal yapının içeriği değil, her sosyal yapıya uyumlu olabilecek bir modelin geliştirilmesi ihtiyacına yöneliktir. Bizim de amacımız budur. Amaç modelsizlik değil içinde modellerin işlediği esnek bir modelin geliştirilmesidir. Bir klinisyen olarak amacımız bize müracaat eden hastalarımızı en kısa yoldan en iyi şekilde sağlığa kavuşturmaktır. Bunun için elimizde bilimsel bilgi, klinik tecrübe ve iyi niyetten başka bir şey yoktur.

F. İnsanın Değişik Yönlerini Metaforla İzah
İnsanın muhtelif boyutlardan görülmesi, gözlemlenmesi, hissedilmesi, nasıl ve ne olduğunun tam manasıyla anlaşılabilmesi oldukça zordur. Zor ve karmaşık olan bu konuyu anlatabilmek, insanın bütüncül tarafını size gösterebilmek için metaforik bir anlatımın daha uygun olacağı kanaatindeyim. Hikâyemiz bir bilardo topundan başlıyor. Bu bilardo topu bir imalatçının zihninde madde olarak üretilmek için önceden tasarlanıyor. Bu bilardo topunun bir atölye veya fabrikada çeşitli üretim aşamalarından geçirilerek doğuşuna şahit oluyoruz. Bu top daha sonra bir bilardo masasının yeşil çuhası üzerine konuluyor. Orada da diğer bilardo topları var. Bir oyun başlıyor. Bir ıstakanın bilardo topuna çarpmasıyla o bilardo topu yeşil çuha içerisindeki uzamsal yerini değiştirdiği gibi, diğer toplara da çarparak onların da yerlerini değiştiriyor. Bu çarpmaların bir kısmında toplardan biri deliklerden düşerek oyun dışı kalıyor.

Bu anlatımda çok basit bir yoldan giderek insanı, bilardo masası üzerindeki bir bilardo topu olarak anlatmaya çalışacağım. Bir bilardo topunun tasarlanıp üretim aşamasına kadar geçen süre içindeki kısmına, insanoğlunun anne-babasının beynindeki tasarımından, anne rahmindeki yolculuğundan doğum anına kadar geçen süreyi kastediyoruz. Bu biyolojik yapının karşılığıdır. Bilardo topları farklı sertlik derecelerinde, farklı kimyasal bileşenlerden oluşmuş değişik renklerde olabilir. Bu insanoğlunun doğuştan getirmiş olduğu renk, boy ve canlılık farklılığını temsil  etmektedir. Bilardo masasının yeşil çuhası insanoğlunun yaşayacağı, içine doğduğu dünyayı ve hayat alanını simgeler. Burada bir hayat oyunu oynanacaktır. Çoklu bilardo toplarının bulunduğu bir ortamda bir bilardo topunun diğerlerine çarpması bilardo toplarının birbirine olan uzaklığını sürekli olarak değiştirmektedir ve ortada dinamik bir yapı vardır. İnsan ilişkileri de buna benzer. Her an değişen bu dinamik yapının kurallarını tespit etmek bir topun hangi zaman diliminde nerede ve nasıl olacağını bilebilmek oldukça zordur. İnsanın ruhsal yapısı da aynı şekilde dinamik, kaygan ve diğer olaylardan etkilenen bir özelliği haizdir. Diğer topların bize çarpmasıyla çuha üzerindeki yerimiz ve diğer toplara olan mesafelerimiz hep değişmektedir. Zaman zaman da üzerimize hızla gelen bir ıstakanın şiddetli darbesiyle arzu  etmediğimiz yerlere sürüklenebilmekteyiz. Istakanın bu darbesini de hayatta karşılaştığımız travmalarla eşleştirmek mümkündür. Bu yeşil çuhadaki yolculuğumuz bittiğinde de bilardo masasındaki deliklerden düşerek oyun dışı kalıyoruz. Buna da ölüm  diyoruz.

Bu metaforik yaklaşımın zor ve karmaşık olan insanoğlunu bize anlattığı kadar eksik yönleri de vardır. İnsan bu metaforda oldukça edilgen bir konumda, dış dünyanın etkilerinden çok etkilenen ve savunma gücü ile dirençleri, tepkileri olmayan ve kaderine boyun eğen bir varlık olarak anlatılmıştır. Ama bizim bilardo topumuz bilinçlidir, tepkileri, dirençleri vardır ve karşı koyma gücü vardır. Tedavi, bu güçleri doğru yerde kullanamayan bilinçli bilardo topuna bunları doğru yerde kullanmayı öğretmektir.

Bütüncül psikoterapi insanın biyolojik oluşumunu, genetik materyalini, anne-babanın zihnindeki tasarımlanan bebek modelini, doğumdan sonra geldiği dünyaya adaptasyon sürecini, bu dönemdeki ilk algılarını, algıların birleşmesini, dürtülerin tatmini ile realitenin acı gerçekliği arasına sıkışmış olan bireysel varoluşun acı hikâyesini, zihindeki kendilik tasarımının oluşum aşamalarını, ötekinin veya dışarının içerde tasarımlanması, ötekinin içeridekini yani kendiliği nasıl algıladığının hayali tasarımı, varolanla içerde tasarlanan kendiliğin uzaklığı veya yakınlığı, ötekinin içerdekini algılaması, tasarımlaması, ötekinin tasarladığı tasarımın içerdeki tarafından farklı bir şekilde algılanıldığına inanılması, inanılan bu tasarımın karşıdakinin tasarımından uzaklığı veya yakınlığı ve bunların hepsinin mutlak gerçeğe uzaklığı ve yakınlığı gibi soruları araştırır. Bunlar çözümlenmeye muhtaç karmaşık bir bulmaca gibidir.

Bütüncül psikoterapi tüm bu verileri düşünerek bunların arasındaki dinamik ilişkiyi anlamaya, kavramlaştırmaya ve çözmeye çalışmaktadır. Bu hayat oyununda toplar çeşitli kişilerin elindeki çeşitli ıstakalarda değişik darbelere maruz kalarak travma yaşarlar. İşte bu bağlamda terapist olan usta bir bilardocu devreye girerek sıkıntı içerisinde olan bireyle, belirli bir disiplin içerisinde belirli etkileri yapmaya yönelik terapötik bir ilişki oluşturur. Bu ilişki usta bir bilardocunun ıstakasıyla topu arasındaki ilişki gibidir. Bu bilardocunun toplardan birisine vurduğunda toplar arasındaki etkileşimlerin hepsini hesap ederek topların nerede duracağını ve nerelere çarpacağını önceden tahmin etmesi gibi bir şeydir. Tedavi veya terapi, usta bir bilardocu olarak ıstakayı eline alan terapistin çuha üzerindeki topları uygun konumlara getirmeyi hedeflemesidir. Burada zaman, zemin, şiddet, matematik ve duygular önemlidir.
Hekimler psikolojik problemleri dolayısıyla kendilerine müracaat eden hastalarına karşı temelde iki türlü yaklaşım sergilemektedirler. Bir kısmı bu psikolojik problemlerin tamamının beynin biyokimyasal ve genetik bozukluklarına bağlı olarak ortaya çıktığını kabul ederler. Bu şu demektir: Bütün ruhsal rahatsızlıklar, genetik şifremizdeki ve beynimizdeki biyolojik maddesel bozukluklardan kaynaklanmaktadır. Bunların ortadan kaldırılması için ise maddeye müdahale edilerek eksikliğin ortadan kaldırılması iddiasındadırlar. Bu klinisyenler hastalarına cerrahi veya medikal tedaviyle yardım etmektedirler. Diğer kısmı ise insanın psikolojik problemlerinin bir kısmının genetik ve biyolojik kaynaklı olduğunu kabul ederken, rahatsızlıkların bir kısmının da ruhsal aygıtın oluşma dönemlerinde yüklenen sanal program hatalarından kaynaklandığına inanmaktadırlar. İnsan bedenine dışarıdan gelen her türlü uyaran insan beyninde biyokimyasal bir değişime yol açarak cevap bulur. Yani her türlü düşünce ve duygu, kimyasal ve elektriksel uyaranların işareti olarak cevap bulmaktadır. Başka bir deyişle biyokimyasal değişim, dışsal uyarının normal sonucudur, hadisenin sebebi değildir. Buradaki temel problem, hangi bozuklukların genetik ve biyokimyasal bozukluklarla, hangilerinin de sanal programın yanlış uygulanmasıyla bağlantılı olduğunun ayırdını yapabilmek ve ayrıca bir takım biyokimyasal genetik yatkınlıkların hangi ortamlarda dışsal uyaranlarla aktive olduğunun tespitine bağlıdır. Birinci gruptaki klinisyenler hastalarına cerrahi ve medikal tedavi ile yardımcı olurken ikinci gruptaki klinisyenler psikoterapi ve/veya medikal terapiyle hastalarına yardımcı olmaya çalışmaktadırlar.

G- Psikoterapi ve Sınıflandırmaları
Psikoterapi’de bir taraftan iyileşmeyi talep eden kişi ve/veya kişiler, diğer taraftan iyileşmeye aracı ve yardımcı olacak veya iyileşmeyi sağlayacak kişi veya kişiler vardır. İşin başında çok bilinmeyenli denklem oluştu bile. Terapiste müracaat edenler bir kişi ya da kişiler, aile veya sülale olabilir. Bu yapıların durumuna göre terapi tekniği–yaklaşımı ve psiko-patolojik  olarak kavramlaştırılması farklı farklı biçimler arzeder. Bunların detayına birazdan gireceğiz. Diğer taraftan terapist olarak yer alan kişi, bir hekim ya da bir terapist olabilir, ko terapistiyle birlikte iki terapist olabilir veya bir araştırma merkezinde terapiyi yürütürken diğer terapistlere eğitim veren bir konumda olabilir. Bu şartlarda da terapist ve/veya terapistler açısından farklı dinamikler ortaya çıkmaktadır. Tıpkı bilardo masasındaki topların durumu gibi. Bu iki taraflı ilişkiyi, çeşitli bağlamlarda ele alarak bir teknik sınıflandırma yapmak mümkündür. Bütüncül terapinin kastettiği şey de bir olguya veya fenomene her boyuttan ve farklı zaman dilimlerinde bakabilme yeteneğini sağlamaktır. Olaya mekânsal perspektifte yaklaştığımızda; ofiste yapılan psikoterapiler, hastanede yapılan psikoterapiler, eğitim kurumlarında yapılan psikoterapiler ve dışarıda yapılan psikoterapiler şeklinde bir sınıflandırmaya gidilebilir.

Psikoterapiyi kimlerle yapıldığı perspektifiyle bir sınıflandırmaya tabi tutacak olursak, bir kişiyle yapılıyorsa bireysel terapi, çiftlerle yapılıyorsa eş terapisi, aileyle yapılıyorsa aile terapisi, sülaleyle yapılıyorsa sülale terapisi, grupla yapılıyorsa grup terapisi  adını alır.

Hekim açısından bir değerlendirme ve tasnif yapılacağı zaman;, bir hekim tarafından yapılan, iki terapist tarafından yapılan veya heyet önünde yapılan çalışma şeklinde bir gruplandırma yapılabilir. Psikoterapi, hastanın hekimden beklentilerine göre de sınıflandırılabilir: Hasta terapistinden sadece anlaşılmayı bekleyerek terapiye gelebilir. Mesela haksızlığa maruz kalmış bir insanın maruz kaldığı haksızlığı kimseye anlatamamış ya da anlaşılmamış olabilir. Hasta, anlaşılmak ya da derdini paylaşmak için de terapiye gelebilir. Özellikle bir nesnenin kaybından sonra yaşanılan yas reaksiyonu acısını paylaşmak için hekime gelebilir. Hasta, terapistine sadece destek almak için gelebilir: Bu durumda o hastanın ego  ideallerini gerçekleştirmek için motivasyona ihtiyacı vardır ve bu motivasyon ve desteği almak için hekimine gelmiş olabilir. Hasta terapistine sadece semptomunu ortadan kaldırması amacıyla gelebilir: Mesela cinsel işlev bozukluklarında erken boşalmayı önlemek/ortadan kaldırmak böyle bir başvuru sebebidir. Hasta terapistine semptomunu bastırmak için gelebilir: Herhangi birine karşı hissedilen öfkeyi kontrol altına almak için gelinebilir. Hasta semptomunu değiştirmek için hekime gelebilir: Tırnak yeme problemi yerine daha Zarasız bir semptom kabulünü gerçekleştirmek üzere gelebilir. Hasta hekimine davranışlarını düzeltmek amacıyla gelebilir. Hasta hekimine bilişsel süreçlerdeki çarpıtmaları düzeltmek amacıyla gelebilir. Hasta hekimine derinliğine bir analiz yaptırarak kişiliğini değiştirmek amacıyla gelebilir. Hasta hekimine anlam veremediği anksiyetesini tedavi etmek amacıyla gelebilir. Hasta hekimine sekonder kazançlar amacıyla ya da sosyal bir rol olarak algıladığı için gelebilir. Bu açılardan bakıldığında hastanın hekimden talebine göre bir psikoterapi sınıflandırması yapmak mümkündür.

Terapist perspektifinden bakıldığında ise psikoterapi çok çeşitli bağlamlarda sınıflandırılabilir. Hekimin hastaya yaklaşma tutumuna göre hastayı anlamaya, paylaşmaya, desteklemeye, problemleri bastırmaya veya derinliğine araştırmaya yönelik bir psikoterapi tekniği seçilebilir.

Hekim bir psiko-patolojik anlayışa göre hastasına yaklaşmaktadır. Bu psiko-patolojik anlayışın içeriğine göre de bir sınıflandırma yapmak mümkündür. Hekim, hastasının sorunlarını davranışçı, bilişsel, dinamik, varoluşçu ve transanksiyonel bir bağlamda ele alabilir veya bunların alt gruplarına giren okulların psiko-patolojik hastalıkları kavramsallaştırması doğrultusunda yaklaşımda bulunarak buna göre bir sınıflandırma yapılabilir. Hekim ruhsal rahatsızlıkları tedavi etmek için bir takım yöntemler ve teknikler uygulayabilir ki bu yöntem ve tekniklere göre de bir sınıflandırma yapmak mümkündür. Konuşarak, oyun oynayarak, resim yaptırarak, müzikle ve dokunarak tedavi gerçekleştirilebilir. Terapilerin büyük bir ekseriyeti konuşma üzerinde cereyan etmesine rağmen diğer terapi tekniklerinin de kullanıldığını görmekteyiz.

İnsanın dış dünyaya açılan beş duyusu ve içerimizde bunların muhtelif kombinasyonları mevcuttur. Bu beş duyunun her birine göre de tedavi teknikleri geliştirmek mümkündür. Görsel olarak bir takım sanat terapileri, belirli mekânların izletilmesi belirli resimlere baktırılması, belirli tiyatro oyunlarının izletilmesi, travmaya maruz kalınan bölgelerle görsel olarak yüzleşilmesi, travma mekânlarına gidilmesi, korkunun desensitizasyonunda resimden canlısına kadar görsel malzemenin kullanılması. İşitsel olarak bakıldığında ritm tedavisi, musiki tedavisi, muhtelif seslerin dinletilmesi (su sesi, doğa sesi, kuş sesi, dalga sesi vb.) dokunsal olarak dans terapisi, dokunmatik terapi, seks terapisinde vücut masajı, partner vücudunun masajı, duyulara odaklanılması vd. Koku ve tat ile ilintili olarak da koku ve tada bağlı çağrışım zincirlerinin sağlıklı linklerde bağlantılarının kurulması sayesinde oluşturulabilen tedavi teknikleri bulunmaktadır.

Burada özellikle konuşmayla bağlantılı olarak yapılan terapi çok önemlidir. Bütün terapilerin büyük çoğunluğu konuşularak yürütülür. Çünkü insanoğlunun insan olma özelliğinin en temel belirtisi konuşma özelliğidir. Konuşma beş duyuyla şekillenmiş olan içsel tasarımların simgeyle dile gelmesidir. Konuşmanın nitelik ve niceliğine göre bir psikoterapi sınıflaması yapılabilir. Konuşmanın yumuşaklığı, sertliği, baskınlığı, hızlı veya yavaş olması birer teknik olabilir. Bu bağlamda konuşmanın içeriğine göre de terapi, telkin düzeyinde inandırma ve iknaya ulaşmak, yol gösterme ve rehberlik etmek ve danışmanlık hizmeti vermek için kullanılabilir. Psikopatolojik yaklaşımla davranışçı terapi yönteminde ise nefes egzersizleri, progresif gevşeme, şartlı koşullama, yüzleştirme, maruz bırakma, rol yapma, ödül-ceza tekniği, pekiştirme ve söndürme şeklindeki teknikler uygulanabilir ve sınıflandırma da buna göre yapılabilir.

Bilişsel bir psiko-patolojik anlayış düşünülecek olursa, çalışılan katmana göre terapi sınıflandırılabilir ki bu durumda otomatik olumsuz düşüncelerin belirlenmesi ve değiştirilmesine yönelik psiko-terapötik yaklaşım, temel kabullerin belirlenmesi ve değiştirilmesine yönelik psiko-terapötik yaklaşım ve temel şemalara inerek onların değiştirilmesine yönelik psikoterapötik yaklaşımlar ortaya çıkmaktadır. Bilişsel terapinin uyguladığı tekniklere göre de şöyle bir sınıflandırma yapılabilir: Negatif düşünceyi belirleme, düşünce ile duygu bağlantısını gösterme, düşünce ile inanma yüzdesini orantılandırma, olumsuz düşünceye alternatif düşünce geliştirme, düşüncenin kâr ve zararını hesap etme, mevcut bir gerçekliği kabul etme, soruna düşey/dikey inişle yaklaşma, düşünce-duygu-davranış kısır döngüsünü kırma, düşünce durdurma, düşünce değiştirme, paradoks yaklaşım ve probleme problem çözücü olarak yaklaşma becerisini edindirme teknikleri.

Psikodinamik formülasyona göre bir yaklaşım tercih edildiği zaman şu yöntemler dikkate alınarak terapi uygulamaları yapılabilir. Serbest çağrışım, rüyaların yorumlanması, dil sürçmelerinin incelenmesi, simgelerin incelenmesi, dirençlerin incelenmesi, aktarımın yaşantılanması ve açıklamalar ve yorumlar.

Bunun dışında mekânın değiştirilmesi, mesleğin değiştirilmesi, eşin değiştirilmesi, eşyanın değiştirilmesi ve çeşitli rehabilitasyon hizmetleri gibi ek tedavi teknikleri de kullanılabilir ki, bu bağlamda da bir psikoterapi sınıflandırması yapmak mümkündür.

Biz bu şekildeki terapi çeşitliliğine ve bunların çaprazlanması sonucu ortaya çıkacak olan psikoterapi sayısına burada değinemeyeceğiz. Bunları bir bütüncül psikoterapi şemsiyesi altında dört ana kümeye ayırarak sınıflandırmaya çalışacağız. Bütüncül psikoterapi; hastanın psiko-patolojik  gelişim hikâyesiyle bağlantılı olarak; davranışçı, bilişsel (Kognitif), dinamik ve varoluşsal bir formülasyona tabi tutulacaktır. Bu yapılar tek başına patolojiye neden olabileceği gibi birkaçı bir arada bulunarak da bir patolojiyi oluşturmuş olabilir. Ancak böyle bir sınıflandırma hastayı doğru bir şekilde anlamamızı sağlayacak ve iyi bir formülasyon yapmamızı temin edecektir. Yaptığımız bu formülasyona göre de bir tedavi prosedürü hazırlayacak ve yukarıda geçen tedavi tekniklerinin uygun olanlarını tedavinin uygun aşamalarında uygulamaya geçireceğiz.

Bu sayede tek bir psiko-patolojik öğretinin sınırlarına hapsolmaktan kurtulacak ve hastaya yararlı olacak daha geniş bir hareket kabiliyeti bulduğumuz terapi alanında birçok tedavi tekniğini uygulayabileceğiz. Yaptığımız çalışmalarda uyguladığımız bu bütüncül terapinin hastalara daha yararlı olduğu gösterilmiştir. Bunu ilerdeki bölümlerde tekrar tartışacağız.

Kaynaklar:
-Uz.Dr.Tahir ÖZAKKAŞ – Bütüncül Psikoterapi