a. Seçici Algılama: İçsel ve dışsal malzeme değerlendirilir. Bu değerlendirme sonucu bizi sonuca götürecek, hedefe ulaştıracak materyaller titizlikle seçilir ve gündeme taşınır. Bizi sonuca götürecek özellikle sonucun aleyhine olacak tüm malzeme bir şekilde yadsınarak göz ardı edilir. Sanki bir filtre sistemi özel olarak devreye sokulmuştur. Bir insanı kötü görmek istiyorsak o insanla ilgili malzeme değerlendirilip onu kötü yapacak her türlü materyal gündeme taşınır. Onu iyi yapabilecek tüm materyal de göz ardı edilir. Konuyu bir eş terapisi perspektifinde ofisimize müracaat eden bir çift üzerinden tartışacak olursak, konunun daha açıklığı kavuşacağı kanaatindeyim; on yıllık evli olan bu çift kavgalar yüzünden boşanmadan önce bir eş terapisi için bize başvurmuştu. Eşlerle yapılan görüşmelerde diğer eş hakkındaki düşünceleri ve yargıları öğrenilmeye çalışıldı. Eşiniz nasıl biri diye sorulduğunda evlilik süresi boyunca yapılmış olan tüm hatalar yanlışlıklar ve çatışmalar bir çırpıda peş peşe anlatılıyordu. Anlatılan eşi zihninizde canlandırdığınızda karşınıza canavar gibi bir yapı çıkıyordu. Hikâyeyi diğer eşten dinlediğinizde o da aynı şekilde, eşiyle ilgili olarak aynı tabloyu çok kısa sürede oluşturabiliyordu. Yapılan şey burada her iki eşin de 12 yıllık evliliği süresinde yaşadıkları mutsuzluklarını seçici algılama ile taramaları, onun dışında bu verileri yalanlayacak tüm bilgileri yadsımaları üzerine kurulmuştu. Düşünce süreci karşı tarafın suçlu olduğu yargısı üzerine kurulmuş ve sistem buna göre çalışıyordu. Sonuca ulaşmak için bu bilgiler de yetmemişti. Sistem ek payandalarla desteklenmeliydi. Kararın oluşmasında kalben ve vicdanen müsterih olunmalıydı.

b. Abartma: Olumsuz karara ulaşmak için algıda seçicililik ile toplanan materyaller kararın oluşmasına yetmemiştir, mevcut negatif malzemenin şişirilmesi gerekmektedir. Bunun için de yaşanmış hadiseler çok abartılı bir şeklide hekime yansıtılmaya çalışılır. Karşı taraf bu kadar vicdansız bu kadar merhametsiz bu kadar saldırgandır… Tüm bunlara rağmen mızrak çuvala girmemekte, akıl ve vicdan müsterih olamamaktadır; çünkü ilişkide birçok güzel ve iyi yan da mevcuttur, bu da kendiliğinden sırıtmaktadır. Bunların da kapatılması gerekir.

c. Küçümseme: Süreç anlatılırken ve bir takım olaylar izah edilirken ister istemez eşin pozitif yanları olay bağlamında gündeme gelmektedir. Eşin vericiliği, tertipliliği, temizliğe düşkünlüğü, ilgisi, sevgisi, merhameti bir şekilde konunun içinde işlenmektedir. Hastaya bunlar aktarıldığında, materyali inkârı mümkün olmadığından hasta bunlar üzerine dürbünün tersinden bakarak, küçültme fonksiyonunu devreye sokmaktadır. Bu tip davranışlar takdir edilesi, olağanüstü davranışlar olmayıp her sıradan insanın ve her bireyin yapması gereken asgari insanlık boyutudur. Hele hele bir eş diğerine bu tip şeyler yapıyor diye onun taltif edilmesi ve takdir edilmesi çok anlamsızdır. Bu, olması gereken doğal bir zorunluluktur. Negatifler abartılırken pozitifler bu şekilde küçültülür. Amaç sonuca ulaşmaktır.

d. Genelleme Yapmak: Eşler birbirinin aleyhine, fırtınalı bir şekilde delil getirip destek bulmaya çalışırken ellerinde yaşanmış fazla bir malzeme yoktur. Bu durumda bulunan, herhangi bir olay üzerine, ‘İşte her zaman bunu yapıyor, böyle yapıyor’ şeklinde genellemelere gider. Hekimin ısrarlı bir şekilde ‘bana birkaç örnek daha verebilir misiniz’ yaklaşımına karşı eşler şu klasik cevabı verirler: “Hangi birisini söyleyeyim doktor bey, o kadar çok ki!” Doktor ısrarla birkaç örnek daha istemesine rağmen genellikle bu amacına ulaşamaz, çünkü yoktur.

e. Bireyselleştirme: Hekim, eşlerle ilgili olarak bireysel gözlemini anlatıp, göstermek istedikleri tabloyu göremediğini, diğer yakınlardan da olumlu yönde bilgiler aldığını belirtince eşler problemin ikisi arasında olduğunu beyan ederler. Eşlerden birisi ısrarla; “doktor bey, sorun burada zaten, herkese melek, bize cehennem zebanisi” der. Bütün sıkıntı ve problemin kendisine yönelik olduğunu söyler. Herkesle iyi olan diğeri, maalesef aklını kendisine takmıştır ve onunla özel olarak uğraşmaktadır. Başkasının da bunu anlaması mümkün değildir; çünkü onlara iyi davranmakta, rol yapmaktadır.

f. Ya hep ya hiç tarzında düşünme: Eşler, karşı taraf hakkında belirli bir noktaya kadar geldiklerini hissederlerse, o anda kararı verip bu işin artık kesin olarak yürüyemeyeceğini deklare ederler: Artık dünya siyah beyazdır; ya evet ya da hayırdır, bu ilişki artık sürmez. % 51′e ulaşıldığında bu oluşum, sonucu ilan etmek için yeterli kabul edilir. Bir olay veya bir insan hakkında bu şekilde rahatlıkla bir yargıya varılabilir. Ancak tüm bunlara rağmen eşler rasyonel mantık süreçlerini içlerine sindiremezlerse yavaş yavaş irrasyonaliteye doğru kayma eğilimi gösterirler. Mantıklı düşünerek sonuca varmak zor gibi görünmektedir. Düşünce, sonuca ulaşmak için çarpıtmalardan vazgeçmemektedir. Israrla yeni stratejiler aramaya devam ederler. Bu yeni stratejiler kümesine keyfi çıkarsama denir. Keyfi çıkarsamanın hiçbir mantıksal, rasyonel ve determinal tarafı yoktur, ama sonuçları kendilerince kesindir.

g. Keyfi çıkarsama: İdam veya boşanma kararını vermek için yukarıdaki mantıklı süreçler işletildiği halde sonuca ulaşılamazsa keyfi çıkarsama devreye sokulur. Buna göre; bireyin olay veya kişi hakkında güçlü sezgileri vardır. Bireyin altıncı hissi güçlüdür. Gece rüyasında görmüştür; bu ona bir işarettir. Burçları zaten tutmamaktadır. Yıldıznameye bakılmıştır. Tarot falı ve kahve falında da aynı şeyler ortaya çıkmıştır. Bir takım kötü işaretler buna delildir. Son günlerde evin önünden iki sefer kara kedi geçmiştir. Kehanette bulunma, zihin okuma gibi bir takım yöntemler, bu madde içerisine dâhil edilebilir.

d. Düşüncenin Doğruluğu Ne İfade Eder? (Düşey İniş)
Düşüncenin doğruluğu bu sonucu çıkarmaya yeterli midir? Yukarıda belirttiğimiz gibi düşünce ve düşünceye bağlı duygu birlikte hareket etmektedir. Doğal düşünceler doğal duyguları ve hareketleri oluştururlar.
Sosyal fobik olan bir hastamız grup terapisine davet edildiğinde katılmak istemedi. Niçin diye sorduğumuzda; “hatalı bir davranış yaparım ve arkadaşlarım benimle alay ederler, bu da benim için dayanılmaz bir acı oluşturur. Onun için bu ortamlara girmek istemiyorum” dedi. Hatalı bir davranıştan kastının ne olduğunu sorduğumda da hatalı yürüyebileceği, hatalı konuşabileceği, elindeki herhangi bir şeyi düşürebileceği, soru sorulduğunda cevap veremeyeceği gibi kaygılarını dile getirdi. Ben; “diyelim ki bunlar gerçekten oldu; hatalı yürüdün, hatalı konuştun, elindeki çay bardağını yere düşürdün, ne olur?” diye sordum. “Aptal durumuna düşerim ve diğer insanlar benimle alay ederler, bana gülerler. Ben de kendimi çok kötü hissederim; yetersizliğim ve değersizliğim kanıtlanmış olur ve buna dayanamam.” Dedi. Bu hastamıza her insanın hata yapabileceği, bunun doğal olduğu, bu hata sonucunda normal bir insanın diğeriyle alay etmeyeceği, bir takım kişilik zaafları olan problemli kişilerin böyle davranabileceği belirtildi. Ona: “Birisinin size gülmesi, sizinle alay etmesi, sizin değerinizi düşürmez; o insanın basitliğini gösterir. İnsanın değeri, o güne kadar getirmiş olduğu bireysel bilgi ve becerileriyle ilgilidir. İnsanın özellikleriyle bağlantılıdır. Sizin insani özellikleriniz bir başkasının yoğun taltifleriyle yükselmediği gibi aşağılamasıyla da hiçbir zaman düşmez, bu mümkün değildir. Bu tip hatalar yapılabilir, doğaldır insanidir. İnsanlar bu tip hatalar yapabileceklerini kabul edebilmeli, bundan olumsuz felaket tabloları çıkarmamalıdır” denildi. Bu arkadaşımız, grup terapisine katılıp duygularını grupla paylaştığında diğer grup üyelerinin hiç de öyle düşünmediğini ve herkesin anlamsız benzer kaygıları olduğunu fark ederek iç görüsünü geliştirdi. Bu da tedavisinde olumlu bir ilerleme sağlamasına neden oldu.

e. Altta Yatan Düş ünceyi Tesbit
Otomatik düşüncenin ve davranışın arka planında bunları indükleyen temel kabuller ve önyargılar mevcuttur. Bireye bu temel kabullerin ve fonksiyonel olmayan ön yargıların, tutum ve kanaatlerin nasıl oluştuğu ve bunlar arasındaki bağlantısal zincirin ne olduğu gösterilmeye çalışılır. İletişim eksikliği içinde olan bir bireyin birisiyle tartışmaya girdiğinde ilk verdiği tepki küsmek, içine kapanmak ve olay mahallini terk etmek şeklinde ortaya çıkmaktadır. Hâlbuki bu birey, karşı tarafla iletişimi devam ettirse, kırgınlığını ve gücenikliğini anlatsa, karşı tarafın kendisine vermiş olduğu sıkıntıyı iletse iletişim devam edecek ve süreç tamamlanacaktır. Karşı tarafın kendisine yöneltmiş olduğu bir takım eleştiri ve sataşmalara dayanamayan bu birey, kendini savunmak yerine kaçmayı, küsmeyi ve gücenmeyi yeğlemiştir. Bu alışılmış bir davranış stratejisidir. Çocukken aile içinde eleştirildiğinde, azarlandığında kendini savunmak için sağlam bilgi ve yeteneklere sahip değildi. Yapabileceği tek şey küsmek, içine kapanmak ve gücenmekti. İleriki yaşlarda bireyin birçok bilgi ve beceresi geliştiği halde kendini korumak için yeni stratejiler geliştireceğine eski alışılagelmiş telafi edici stratejileri uygulaması bundan dolayıdır, bu da iletişimi bozmaktadır. Kişiye bu durum fark ettirildiğinde yeni telafi edici stratejileri geliştirmesi sağlanabilir.

f- Düşüncenin Maliyeti ve Kârı
Terapist, hastadan düşüncesinin tüm avantaj ve dezavantajlarını listelemesini ve avantajlar ile dezavantajlar arasını yüz puana bölmesini ister. Bu, hastanın düşüncesini değiştirmek için motive edilmesine yöneliktir. Bireyin düşüncesinin bir kısmı kendisine haz ve mutluluk verirken diğer bir kısmı ise acı vermektedir. Birey düşüncenin kavşağında otururken iradesiyle bu yönlerden birisini seçebilir. Negatif bir şey seçtiğinde bireyin ne kadar mutsuz olacağı, yani zarar edeceği anlatılır. Pozitif düşünceyi seçtiğinde mutlu olacağı, yani ne kadar kâr edeceği gösterilir. Makul akıllı bir insanın her zaman kâr edecek yönde eyleme geçeceği, bunu tercih edeceği ifade edilir. Hastanın şimdiye kadar yaptığı şeyin, hep zarar eden bir ticaret şeklinde yürüdüğü kendisine gösterilir. Tüm bu stratejilerden amaç hastanın yanlış kurgulanmış olan düşünce prosedürünü her yönden ortadan kaldırmak ve sağlıklı düşünceyi temin etmektir.

g. Delillendirme
Hasta düşüncesini destekleyen delilleri listeler. Deliller ne kadar ağırlıklıdır? Delillerin niteliği nedir? Kişi düşüncesini doğrulayacak olan delilleri ve mantıkları listelemeye çalışır. Çoğu zaman görülür ki olumsuz otomatik düşüncelerde, önyargılarda, temel kabullerde düşüncelerini doğrulayacak hiçbir delil yoktur. Delili olmayan ve mantıklı bir yapısı bulunmayan düşünceye yönelmenin yanlış olduğu bir kez daha gösterilir. Hasta düşüncesini delillendirirken ya bilgi işlemede sistematik hatalar yapmakta ya da keyfi çıkarsamada bulunmaktadır.

h. Olayı Perspektife (Yelpazeye) Oturtmak
Hastadan olayı 0′dan 100′e kadarlık yelpazede incelemesi istenir: ‘Eğer olay gerçekleşirse ne olur? Ardından daha kötü ya da iyi ne olabilir? Eğer olay gerçekleşirse hala ne yapılabilir?’
Kognitif terapinin amacı, bireye rahatsızlığı ile ilintili bilişsel çarpıtmalarını fark ettirmektir. Bilişsel çarpıtmalar temel kabuller ve fonksiyonu olmayan şemalar ya da otomatik olumsuz düşünceler düzeyinde olabilir. Bireyin şikâyetine neden olan olgu, gerek bir fenomen gerekse gerçekleşme ihtimali olan bir süreç olabilir. Yaşanmış veya yaşanabilecek olan böyle bir fenomen birey tarafından abartılı olarak algılanabilir. Öncelikle bireye bu abartıyı göstermek lazımdır. Devam eden süreç sonucunda varsayalım ki olay gerçekleştiğinde bu ne anlama gelmektedir. Olay sıfırdan yüze kadar bir puanlama esasına göre değerlendirilecek olursa kişiye sıkıntı, acı ve şiddet verme derecesi nedir? Olayın şiddet derecesi reel olarak tespit edilmeye, yelpazedeki yeri belirlenmeye çalışılmalıdır. Bunun üzerinde hissedilebilecek olan sıkıntı, hüzün veya çaresizliğin anlamsızlığı gösterilir. Süreç sonucunda negatif bir olay olmuş veya böyle bir şeyin olabilme ihtimali mevcutsa bunun için neler yapılabileceği, yani yaşanmış olan bir negatif olguyu veya yaşanabilecek bir negatif olgunun gidişatını olumlu anlamda değiştirebilmek, engelleyebilmek veya zararı asgariye indirebilmek için yapılabilecekler üzerine düşündürülür. Hastanın göremediği, olayı kontrol altına alabilecek ve olumlu yöne kanalize edebilecek tüm alternatifler gözden geçirtilir. Bireyin abartılı bir şekilde olumsuz otomatik düşüncelerin etkisi altında negatif sonuçlar üretmesi ve felaket tellallığı yapması önlenmeye çalışılır. Olayın tüm hadiseler içerisindeki yeri ve tüm hayatın, yaşamın içerisinde ne anlama geldiği değerlendirilir. Negatif bir sonuç varsa bunun nasıl kontrol edilip iyi bir noktaya yönlendirileceği ve bununla ilgili yapılacak olan şeylerin neler olduğu belirlenmeye çalışılır. Bu şekilde hastanın her an olumlu düşünce geliştirebilme, sıkıntının ne anlama geldiğini bilip bunu sağlıklı bir şekilde değerlendirebilme ve en kısa zamanda bundan kurutulabilme düşünce sistematiği geliştirilmeye çalışılır.
Üniversite giriş sınavlarına hazırlanan bir genç ciddi bunalım ve sıkıntı içindedir. Sınavları kazanamama riski oldukça yüksektir. Sınavı kazanamama ihtimali yüzünden yaşadığı anksiyete  nedeniyle daha da büyük sıkıntıya girmekte ve kendi kendini ketlemektedir. Böyle bir durumda yapabileceklerini dahi yapamamaktadır. Bize geldiğinde hayatının bittiğini, mahvolduğunu, geleceğinin olmadığını, artık hiç bir şeye yaramadığını çünkü üniversite imtihanını kazanamayacağını belirtmektedir. Bu olayı yelpazeye oturttuğumuzda; bu gencin 18 yaşına gelene kadar büyük bir mücadele verip ilkokulu başarıyla bitirmiş, ortaokulu başarıyla bitirmiş, liseyi başarıyla bitirmiş, her türlü sosyal ilişkisi olan, gelecekte birçok şey yapabilecek potansiyele sahip bir birey olduğu ortaya konmuştur. Toplumun katmanlarına baktığımızda, büyük bir kesimi ilkokuldan sonra bu yarışı bırakmakta, geri kalanın büyük bir kısmı ortaokulu bitirerek yarıştan çekilmekte, geri kalanların büyük bir çoğunluğu da ancak lise mezunu olabilmektedir. Çok az bir insan da üniversiteye girip başarıyla bitirebilmektedir. Çevremize baktığımızda başarılı insanların bir kısmının da az ya da orta eğitimli olduğunu görmekteyiz. Eğitim yapmak güzel bir şeydir, yapılmalıdır ama yapılamadığında da bu her şeyin bittiği anlamına gelmez. Eğitim düzeyleri farklı farklı olan ve ülkeye yön veren birçok başarılı insan mevcuttur. Üniversiteyi kazanmak elbette arzu  edilen bir şeydir; ancak kazanamamak felaket demek değildir. Hayatın içinde var olabilmek için onlarca kapı onu beklemektedir.
Bu genç delikanlıya üniversiteyi kazanamamanın bir felaket olmadığı bu şekilde anlatılabilir. Her zaman alternatiflerin olabileceği ona gösterilir. Gencin alternatiflerinin olabileceği ihtimalini hissetmesi ve kabullenmesi, ondaki performans kaygısını ortadan kaldıracak, sınava çalışırken konsantrasyonunu artıracak ve daha başarılı olabilecektir.

i. Çifte Standart
Hasta ısrarlı bir şekilde kendisiyle ilintili olarak katastrofik sonuçlara ve yorumlara ulaşmaktadır. Bu düşünceye bağlı olarak da birçok davranış geliştirmekte, hayatını ciddi manada sınırlandırmaktadır. Bu hastaya gerçeği anlatma konusunda sıkıntıya düştüğümüzde, bu düşüncelerini başka insanlar için de tavsiye edip etmediği kendisine sorulur. Kardeşi, annesi, babası, arkadaşı, öğretmeni veya herhangi bir dostu için aynı şekilde düşünüp düşünemeyeceği sorgulanır. Eğer kendi düşüncesi doğru ve güzel ise bu düşünceyi tüm arkadaşlarına tavsiye etmesi gerekir. Dostlarını veya arkadaşlarını, olabilecek felaketlerden bu şekilde kurtarmış olur. İşte bu noktaya gelindiğinde hasta bir gerçeği idrak eder: Kendisinde varolduğunu düşündüğü olumsuz düşünceleri aynı şartlarda ve koşullarda olan başka insanlar için düşünmemektedir. Bireye bu şekilde çarpıtması fark ettirilir.
Mesela bir evlilik problemi nedeniyle bize müracaat eden hastamızın düşüncelerinde evlenmek aptalca bir şey, evlilik kurumu da sıkıntı verici bir kurum olarak nitelendirilmekte ve genelleme yapılarak topyekûn bir karşı duruş sergilenmektedir. Hastama kendisini çok sevdiğimi, çok saygı duyduğumu ve önemsediğimi belirttim. Bu düşünceleri de aynı şekilde saygın, değerli ve önemliydi. Bu düşüncelerine değer verdiğim için bu akşamdan itibaren eşimden ayrılacağımı ve evlilik kurumuna karşı olduğumu beyan edeceğimi kendisine ilettim. Çünkü hastamın mutlaka benim mutluluğumu ve huzurumu isteyeceğini, ben de düşüncelerine inandığım için onun görüşlerini uygulamaya koyacağımı belirttim. Hastam şiddetle itiraz etti: “Hayır doktor bey, bu yanlıştır” dedi. Ben de: “Kendin için düşündüğün bir şeyi niçin benim düşünmemi ve yapmamı istemiyorsun?” dedim. İşte bu esnada hastam, kendisi için düşündüğü şeylerde nasıl bir çifte standart uyguladığını; bu şekilde çifte standart uygulayarak olumsuz otomatik düşüncelerini hayata geçirip kendisini mutsuz kılmayı başardığını fark etti. Çifte standardı gördükten sonra niçin böyle düşündüğünü irdelemeye ve incelemeye geçebildik.
Bir iş sınavına müracaat eden danışanım sınav sonuçlarını beklemekteydi. Yüzlerce kişi arasıdan 40 kişilik ön eleme grubuna girmişti. Bu grubun da yarısı ikinci mülakatta elenecekti. Sınavla ilgili form günü yaklaştıkça danışanımın kaygısı arttı ve olumsuz otomatik düşünceleri faaliyete geçti: “Kesinlikle beni sınava çağırmayacaklar, beni elediler ve ben asla bu sınavda başarılı olamayacağım” iddiasında bulunmaya başladı. “Delilin nedir?” diye kendisine sorduğumuzda; “15 gün oldu, hala beni kimse aramadı, hiçbir yerden haber gelmedi, ayrıca beni çağırmayacaklarını hissediyorum.” diye cevap verdi. Ben de: “Ne güzel! Müthiş delillerin var, aynı kuruma müracaat eden benim dostlarım vardı. Onlar da ikinci sınava çağrılacakları ile ilgili beklenti içindeydiler. Sizin delillerinize inanarak ve güvenerek, onlara da 15 gündür haber gelmediği için haber vereceğim. Sizin delilinize göre 15 gündür cevap verilmemiş olması sizin işe alınmayacağınızı göstermektedir. Bu durumda ben dostlarıma şimdi telefon ediyorum; kesinlikle işe giremeyeceklerini söyleyeceğim. Deliliniz nedir diye bana sorduklarında sizin düşünce sisteminizi onlara aktaracağım.” dedim. Hastam bu şekildeki yaklaşım tarzıma kahkahalarla gülerek cevap verdi: “Doktor Bey, siz manyak mısınız!” dedi. Bu şekilde bu hastama nasıl çifte standart uyguladığını göstermeye çalıştım. Sınav sonuçları geldiğinde hastamızın ilk üçe girdiğini gördük.

j. Düşünceler Hakkında Münazara Tekniği
Gençliğimizde, okul yıllarında bizlere münazara yaptırılırdı. Bunlar çok yararlı çalışmalardı. Öğretmenimiz bir konu belirler, bu konunun lehine ve aleyhine konuşmalar yapmamızı isterdi. Bu bir nevi zihin egzersizi idi. Bir olaya çok farklı boyutlardan nasıl bakılabileceğini gösteren rasyonel bir yaklaşım tarzıydı. Her türlü alternatif fikir, gözler önüne serilebiliyordu. Sağlıklı, bir biriyle bağlantılı, mantıklı savlar ileri süren ve kendi içinde bir bütün oluşturan taraf münazarayı kazanıyordu.
İşte bu münazara şekli olumsuz negatif düşünceler için hasta ve hekim açısından kullanılabilir. Olumsuz düşüncenin aleyhine hastanın konuşması istenir, alternatif açıklamalar ve izah tarzlarının neler olabileceği tartışılır. Bilişsel çarpıtmalarda kişi tek boyutlu düşündüğünden ve negatife odaklandığından hep olumsuz sonuçlara ulaşır. Bu yaşam tarzını yıllardır uyguladığından, olaylar karşısında şaşkın, bitkin ve olumsuz bir tavır içindedir. Bireye olumsuz düşüncelerin aleyhine münazara yapma yetisi kazandırılırsa; birey kendi düşüncelerini sorgulayabilme ve alternatif açılımlar temin etme imkânına sahip olabilmektedir.
Hastanın yetersiz kaldığı, düşünce üretemediği durumlarda hekim bilgi ve tecrübesine dayanarak olumsuz düşüncelere karşı yeni fikirler geliştirir. Bu, hastaya her olaya değişik açılardan bakma yetisi kazandırır. Olayları reel düzeyde algılama ve anlama kabiliyeti verir.
Burada önemli olan konulardan birisi de olumsuz düşüncenin aleyhine konuşacağız diye olayın abartılmaması, reel ve objektif sınırın hep muhafaza edilmesidir. Olayın gerçekçi bir yönü var ise kişinin bunu kabul ve ona karşı mücadele etme gücünü artırmasını sağlamak gerekir.

k. Hatalı Bölgesel Çıkarımda Bulunma
Hasta gelecekle ilgili bir takım programların içindedir. Bir takım sosyal ilişkiler, sınavlar, hayat mücadelelerinden bahsetmektedir. Onlarla ilgili ciddi hazırlıklara girişmekte ve onlara hazırlanmaktadır. Ancak olayın gerçekleşme anı gelmeden, kişi bu olayın bir felaketle sonuçlanacağını ifade etmekte ve bu sonuca dayanarak da kendisinin yıkılacağını belirtmektedir. Ortada doğrulanmış herhangi bir bilgi veya bir çalışma olmadığı halde kişi sanki bunlar olmuş gibi sonuç çıkarmaktadır.
Evlilik hazırlıkları içerisinde olan bir hastam müstakbel eşiyle bağlantılı olarak, cinsel hayatıyla ilgili olumsuz sonuçlara ulaşmaktaydı. Evlendiklerinde cinsel hayatlarında başarısız olacaktı. Sertleşme ya da erken boşalma problemi yaşayacak ve eşini tatmin edemeyecekti. Bunun sonucunda da eşinin sevgisi ve ilgisi azalacak ve bu olay boşanmayla sonuçlanacaktı. Cinsel hayatında gayet sağlıklı olan, herhangi bir problemi olmayan bu hastamız, olumsuz otomatik düşüncelerle çeşitli kaygılar yaratmaktaydı. Bu kaygıların sonucunda kendisinin iyi bir koca olmadığı, bir erkek olamayacağı; dolayısıyla iyi bir insan olamayacağı şeklinde sonuçlara ulaşıyordu. Ulaştığı sonuçlarla dile getirdiği olası şikâyetler arasında direkt hiçbir bağlantı yoktu. Bu şikâyetlerin ortaya çıkabilme ihtimali çok zayıftı. Kaldı ki bu tip şikâyetler ortaya çıksa dahi bunlar rahatlıkla tedavi edilip düzeltilebilecek konulardı. Düzeltilememiş ve devam eden bir cinsel problem dahi olsa bu, kendisinin kötü bir koca, kötü bir erkek ve kötü bir insan olmasının delilli olamazdı.
Bir başka hastam zihninde zaman zaman eşcinsel flashbackler yaşıyordu. Sağlıklı bir evlilik hayatı ve çocukları vardı. Çok sağlıklı bir sosyal hayatı olan bu danışanımız, kendisinin çok kötü birisi olduğu şeklinde sonuçlara ulaşıyordu. Kendisinin beş para etmez, aşağılık bir insan olduğunu, bu haline rağmen utanmadan çevre içerisinde saygın bir konumda bulunduğunu ve insanları bu şekilde aldattığını düşünüyordu. Burada da görüldüğü gibi zaman zaman zihne gelen obsesif  eşcinsel tasarımlar, hiçbir realite taşımadığı halde bireyin kendini suçlu ilan etmesi için delil olarak kullanılabiliyordu. İleride eşcinsel olabileceği korkusuyla kendisini bugünden toplumdan soyutlayarak aşağılıyor ve doğrulanmamış ve anlamlı olmayan bir bilgiyle alakasız bir sonuç çıkarılabiliyordu.
Sınava girdiği zaman kesinlikle başarılı olamayacağını iddia eden genç, kendisinin değersiz, önemsiz ve yetersiz biri olduğu sonucunu çıkarıyordu. Annesi, babası ve çevresi ona gereğinden fazla ihtimam gösteriyor, bu durum da genci bunaltıyordu. Çünkü bu genç gireceği sınavda mutlaka başarısız olacaktı. Bu durum, onun değersiz ve yetersiz olacağının kesin deliliydi. Dolayısıyla kendisine çevreden yapılan olumlu yaklaşımlar hatalıydı. Çünkü o başarısız ve kötü birisiydi. Bu düşüncelerle üniversite sınavına hazırlanırken ablaları tarafından desteklenen, motive edilmek için bir takım kıyafetler alınan genç kızımız, bunların yapılmasını arzu  etmiyordu. O, ablalarının düşündüğü gibi çalışkan ve zeki değildi. Sınavda mutlaka başarısız olacak, herkes onun ne kadar aptal olduğunu görecekti. Bu düşünceler nedeniyle zaman zaman ders çalışmaktan vazgeçiyor, bu işin başarılamayacağına dair kanaatini artırmaya çalışıyordu. Her ne kadar burada narsist bir zedelenmekten korunmak için bu bilişsel çarpıtma uygulanıyor ise de bireyi bundan kurtarmak, narsist zedelenebilirlik derecesini artırmak gerekir. Bu konuya, ilgili yerde değineceğiz. sözkonusu hastamız başarılı bir şekilde sınava girdi, yüksek bir puanla çok önemli bir fakülteye kayıt yaptırdı.

l. Alternatif Bir Açıklama Arama
Olumsuz otomatik düşüncelerin etkisi altında hastalar kendilerini bunaltıya sokacak en kötü ihtimalleri sıralarlar. Ellerinde bu düşünceleri için hiçbir delilleri yoktur. Dolayısıyla tecrübe edilmemiş, sonuca ulaşılmamış ve doğrulanmamış bilgi kaynaklarıyla kişi kendisine bir cehennem yaşatmaktadır. O sonuçlara ulaşılana kadar geçen süre içinde kişi bunaltı ve sıkıntı hissedecek ve depresif bir duygu durumda bulunacaktır. Aynı konuyla ilintili olarak farklı düşünce alternatiflerinin olup olmadığı incelenmelidir. Kişiye daha az sıkıntı verecek, daha az zarar getirecek alternatif düşünceler veya açıklamalar olup olmadığına bakılır. Bu, hayalî bir senaryonun işlenmesi şeklinde olabileceği gibi yaşanmış olan bir sürecin sonundaki yorumlamalarda da kullanılabilir. Kişiye daha az sıkıntı verebilecek bir açıklama varsa, ondan düşüncenin kârı ve zararı açısından o alternatif açıklamayı tercih etmesi istenir.

m. Problem Çözücü Yaklaşım
Bize müracaat eden hastalarımızın büyük bir kısmında gözlemlediğimiz en önemli konu sıkıntılarına ve problemlerine bir problem çözücü olarak yaklaşmamalardır. Bu ne demektir? Birey hekime gelirken sorunu halletmek amacıyla gelir. Sorununu halletmek isteyen insan, soruna odaklanarak onu nasıl çözeceğini düşünür. Ancak çoğu hastada bu mümkün olmamaktadır. Bireye öncelikle problemin ne olduğu sorulur veya fark ettirilir. Böylelikle bir problemin varlığı ve sınırlarının neler olduğu gösterilir. Problem net ise, problemin içeriği belirgin ise ve problem ile ilgili datalar elimizde ise yapılacak tek şey bu problemi nasıl çözeceğimizle ilgili zihinsel egzersizler yapmaktır. Çoğu birey bir problemin varlığını algılayamamakta, algıladığı problemi çözmek için ise uğraşmamaktadır. Rasyonel bir kimlikle karşımıza gelen, bir an önce sonuca ulaşmak isteyen ve çözüm arayan bireyler olaya bir problem çözücü olarak yaklaşıldığını görmekteyiz. Amaç üzüm yemektir, bağcı dövmek değil. Ama çoğu hastada amaç üzüm yemekten çıkıp bağcı dövmeye dönüşür. Olaya problem çözücü olarak yaklaşıp, adapte olan hastalarımızla çalışmalarımız kısa sürede olumlu olarak sonuçlanırken, diğer grupta bu mümkün olmamaktadır. Bu hastalarımıza öncelikle olaya bir problem çözücü olarak nasıl yaklaşacağımızı öğretmekteyiz.
Mesela bir eş terapisi nedeniyle bize müracaat eden çiftler, ayların veya yılların birikimiyle, hekimin önünde karşı tarafa öfkelerini dile getirmekte ve haklılıklarını ispata çalışmaktadır. Tarafların tedaviye geliş nedenleri evliliklerini devam ettirip mutlu birlikteliklerini sürdürmektir. Ancak ilk seanstan itibaren problem unutulmuş, kimin haklı kimin haksız olduğu çatışmasına dönüştürülmüştür. Bu çiftlerle yaptığımız ilk çalışma, olaya problem çözücü olarak yaklaşmaları gerekliliğini göstermektir. Birinin haklı birinin haksız olması, birisinin hekimin seans odasında öfkesini deşarj etmek için uygun bir ortam bulması, hekimin söylediği bir takım cümlelerden hekiminin kendi yanında olduğu gibi bir anlam çıkararak tedaviyi baltalamaları problem çözücü olarak olaya yaklaşmadıklarını göstermektedir. Bu durumda hastalara bu tip kavgaların anlamsız olduğu, öncelikle problemi çözmek için olaya yaklaşmaları gerektiği anlatılmaya çalışılır. Hastalar problem çözücü olarak olaya yaklaştıklarında kısa sürede yol aldıkları gözlemlenir. Birçok klinik tabloda bireyler veya çiftler olaya bir problem çözücü olarak değil problemi devam ettirici bir tarzd yaklaşırlar. Bunun birçok nedeni vardır. Bunların birkaçını burada irdelemek istiyorum. Bunlar:

a. Bilinçdışı Dirençler
Rasyonel kimliğimiz bir problemi çözmek için hekime giderken, içimizdeki dinamik diğer güçler bu problemin çözülmemesi yönünde bilinç dışı süreçleri başlatabilir. Bu da tedaviye karşı bir direnç olarak ortaya çıkar. Direncin ortadan kaldırılmasıyla ilgili ön çalışmalar yapılmadığı müddetçe tedavi ilerlemez. Konuyla ilgili detaylı bilgi direnç bahsinde anlatılmıştır.

b. Sekonder Kazanç
Bireyler bir takım rahatsızlıklardan bilinç dışı bir takım yararlar elde etmektedir. Bu şekilde çeşitli sorumluluklardan kaçınmakta, zaman zaman ilgi ve alaka odağı olabilmektedir. Sekonder kazançlar ile ilgili ön çalışma yapılmadığı müddetçe probleme bir çözücü olarak yaklaşmak mümkün olmamaktadır. Konuyla ilgili detaylı bilgi sekonder kazançlar bölümünde verilmiştir.

c. Temaruz
Hastanın problemi çözdüğünde kaybedeceği birçok şeyi vardır. Şuurlu ve planlı bir şekilde problemin devamı için tedaviyi baltalamaktadır. Bu, ilginç gelebilir. Hem tedaviye gelinecek, hem de tedavi şuurlu bir şekilde baltalanacaktır. Bu tip bireyler tedaviye gelirken gerçek amaçları tedavi olmak değildir. Elde edecekleri yararlar tedaviyi devam ettirmeyi gerektirmektedir. Bununla ilgili iki örneği sizlerle paylaşmak istiyorum. Eş terapisine gelen çiftlerden birisi soruna problem çözücü olarak yaklaşmıyor, tedavi süreçlerini hep baltalıyordu. Yaptığımız incelemelerde bu eşin dışarıda bir başka yaşantısı olduğu ve evliliğin devamıyla ilgili hiç bir beklentisinin bulunmadığı görüldü. Tedaviye geliş nedeni ise çevreye karşı; ‘biz elimizden gelen her şeyi yaptık ama olmadı’ düşüncesiydi., uyuşturucu bağımlısı bir delikanlı bir başka hastamız tedaviye kabul edilmişti. Ailesi eğer tedaviye devam ederse ona belirli bir miktarda harçlık vereceklerini ve daha iyi davranacaklarını belirtmişlerdi. Harçlık alabilmek, daha iyi bir konumda yaşayabilmek için inanmadığı bir tedaviye gelmeyi sürdürmüştü.

d. Öfke ve Kızgınlığın Boşaltılması İçin Terapi Süreçlerinin Kullanılması
Kişi bireysel problemlerini çözmek yerine tedavi süreçlerini, kendisini bu duruma sürüklediğine inandığı insanların ne kadar kötü olduğunu anlatmakla geçirebilir. Bu hastanın tek derdi, diğerlerinin kötülüğünü bu tedavi sürecinde ispat etmektir. Bu şekilde anne-babasının, eşinin kaba davrandığı iddiası ile tedavi süreçlerini aylarca tıkayan hastalar mevcuttur. Bu tip hastaların diğer bir menfaati de, tedavi ücretleri kızdığı insanlar tarafından ödendiği için onlara böylece zarar verebilme imkânı bulabilmeleridir.

e. Narsist Zedelenmekten Kaçınmak
Bazı bireyler, probleme bir problem olarak yaklaştıkları takdirde problemin sorumluluğunun kendilerinde olduğunu fark ederler. Bu da onlara dayanılmaz bir acı verir. Narsist bir kişilik örüntüsüne sahipse mümkün olduğu kadar olaya bir problem çözücü olarak yaklaşmamalıdır. Çünkü sorun kendi hatalarıyla veya eksiklikleriyle ilintilidir. Konuya bir problem çözücü olarak yaklaştığında, bu eksiklikler ve kusurlar ortaya çıkacaktır. Kişinin buna dayanabilme gücü yoktur. Kişinin önce zedelenebilme gücünü artırmak ve früstrasyona (engellenmeye) tahammülünü sağlamak gerekir. Ardından konuya girmek daha uygun olur.
f. Borderline (sınırda) Kişilik Örüntüsünde Durum
Border line yapı iki ayrı kimlik örüntüsünü içerdiğinden bir yerde yaşanan sorun diğer taraftan algılanamaz. Dolayısıyla konuya, entegre edilmiş bir kimlik gibi problem çözücü olarak yaklaşması zordur. Dolayısıyla bir sorun nedeniyle hekime müracaat eden bir border line kişilik yapısındaki hasta öncelikle kişilik örüntüsünü entegre edecek bir tedavi programına alınmalıdır. İyi ve kötü kendilik entegre edildikten sonra olay üzerindeki rasyonel yapı değerlendirilir. Soruna bir problem çözücü olarak yaklaşması sağlanır. Aksi takdirde dürtü  ve öfkeler her halükârda boşalma yolu arayacak, mantığı kendine uyduracaktır.

n. Kabul
Konuşma bozukluğu nedeniyle bize müracaat eden hasta, konuşma bozukluğunun tedavisinin çok zor olduğunu, bazen de mümkün olmadığını bizden öğrenince çok üzüldü. Genç delikanlı, hayatın kendisi için artık bittiğini ve anlamsızlaştığını belirtti. Son çare olarak başvurduğu hekim ona kapkaranlık bir tablo çizmişti. Bunu niçin yapmıştı?
Eğer hayatta kabul edilmesi gereken bir takım gerçekler varsa bunları baştan kabul etmek ve onlara karşı donanımlı olmak gerekir. Bu genç arkadaşımıza, gözleri kör olsaydı elleri tutmasaydı ve kulakları işitmeseydi hayattan vazgeçip vazgeçmeyeceğini sordum. Bu durumun oldukça zor olduğunu ama bir şekilde yaşamın devam etmesi gerektiğini belirtti. Bedensel engeli olan insanlardan birçoğunun coşku ile hayatı yaşarken diğer bir kısmının bedensel engelli olma nedeniyle bir ömrü depresyonda geçirdiğini görmekteyiz. Buradaki fark nedir? Buradaki temel fark kabul edilebilecek bir gerçeği kabul edip hayata onunla devam etme kararını alabilmektir. Gözleri görmeyen bir genç buna rağmen hayatta var olabilmeyi, kendini var edebilmeyi sağlamakta, coşkuyla hayata sarılabilmektedir. Gözleri görmediği halde avukat olabilmekte, işveren olabilmekte, şarkıcı ya da bestekâr olabilmekte velhasıl hayatın birçok alanında var olabilmektedir. Konuşma bozukluğu bundan çok daha hafif, çok daha kolay katlanılabilir bir problemdir. Bu problemin düzelme ihtimali oldukça yüksektir. Kör bir insanın gözlerinin açılması mümkün değildir. Ancak konuşma bozukluğu olan bir gencin ciddi bir mücadeleyle konuşmasının düzeltilmesi mümkündür. Bunun birçok örneği toplum içinde mevcuttur. Bu delikanlı, probleminin hiç düzelemeyeceği ihtimalini kabul ederek hayata dört elle sarılmalıdır. Her yerde ve her zeminde ‘benim konuşma bozukluğum var’ diyebilecek, bundan korkmayacak, çekinmeyecek bir ruh gücüne ulaşmalıdır. Ben özgüven duygumla nasıl ki kelliğimi her ortamda çekinmeden ifade edebiliyor, onunla dalga geçebiliyorsam bu genç arkadaşımın da aynı şeyi başarmasını istiyorum.
Burada da terapi bir nevi tersinden işlemektedir. Sınavı kazanamama ihtimalini kabul eden ve performans kaygısını ortadan kaldıran bir genç daha rahat bir şekilde sınavlara hazırlanmaktadır. Aynı şekilde konuşma bozukluğunu kabul edebilen ve içine sindirebilen bir genç, konuşması bozuk şekilde toplumun her katmanında kendini ifade edebileceğini kabullenmeli ve hissetmelidir. Bu durumda konuşma bozukluğunu oluşturan performans anksiyetesi ortadan kalkacağından konuşması kendiliğinden düzelecektir.
Psikolojik veya organik herhangi bir problem varsa kişinin bunu kabul etmesi temin edilir. Bir gerçekten kaçmak mümkün değildir. Kişi şizofren olabilir, manik-depresif olabilir veya kanser olabilir. Tüm bu gerçekleri kabullenmeli, hayatı daha kaliteli yaşayabilmek için alternatif stratejiler geliştirebilmelidir .

Kaynaklar:
-Uz.Dr.Tahir ÖZAKKAŞ – Bütüncül Psikoterapi

Yorum yazın